Oca 18

Açık | Neriman Ekinci

Yazan Editör Kategori atölyeden

Pencere açık değil. Yok daha kalkmamış zaar. Gel kız Sakine, şuradan bir simit alalım. Açıver şöyle kollarını, çekiver mis gibi yosun kokusunu ciğerlerine. Akşama evde yemek yok. Aman sen de boş ver. Dışardan söyleyiversin deyyuz. Bir sigara da yak üstüne. Bir de kulaklıklarını tak. Oğlan verdi çok güzel. Eski püskü telefondan, açıver radyonu. Oh, değmeyin keyfine.

Oğlanın gömleği de ütüsüzdü. Unutuverdim çıkarken. Çocuk işe gidecek bak şimdi. Aman Sakine taktığın şeye bak. Ütüleyiversin eşşeoğlusu. Eline mi yapışıvecek. Dur ne diyordum. Deli deli olma Sakine. Adın çıkmıştı zaten kasabada. Ama gördüm bak, kız vallahi gördüm. He Sakine he, gördün. Gücükken de böyledin sen. Anana bubana derdin hep. “Gördüm ana futbol topu gibiydi. Gocaman. Böyle bol ışıklı. Kapısı vardı. Bir de upuzun bir merdiveni. Alacak bizi de götürecek, ta uzak diyarlara. Yıldızların ötesine.”

Sakine, kız gittin yine daldın. Gel beri gel gel. Hadi ne diyordum?

Diyordum ki sen kimsin kız Sakine. Sor bakem kendine, sen kimsin! Şimdi gerçekten gelse o uzaylılar, alsa götürse seni bu çıkmazdan. Güzel olmaz mı he, güzel olmaz mı? Of be tadından yenmez. Sıkış tepiş dolmuşla işe gitme derdi yok. Memet’in dırdırını çekmek yok. Oğlan işe geç kaldı. Oğlan bugün kaçta gelecek. “Kayınbubam duymasın” derdi yok. En güzeli de istemeden hiçbir şey yok be Sakine. İstemeden hiçbir şey yok!

“Sakine Hanım. Sakine Hanım.”  İrkiliverdi birden. Amanın bu Muzaffer Bey değil mi? İşte şimdi avuçla yedin samanı. Salak Sakine. Yok akşamın yemeğiydi, yok oğlanın ütüsüydü. Aman da cigaranın dumanıydı derken, gündelikçi olduğunu unutup geliverdin deniz kıyısına. İşe bak. İşine bak!

“Muzaffer Bey. Erkencisiniz. Kusura kalmayın n’olur. Öyle biraz başım döndü de. İlişiverdim şuraya.”

“Geç kalmışsınız bugün. Siz geçin içeri. Anahtarınız var değil mi. Yalnız Kuşi’ye dikkat edin lütfen. Biraz sinirli gibi bugün. Ben de bir saate kadar gelirim. Yalnız sizden ricam, bugün süpürge açmayın. Başım kaldıracak gibi değil. Bir de her zamankinden daha erken ayrılmanızı rica edeceğim.”

“Olur tabii Muzaffer Bey siz nasıl isterseniz. Yemek yapayım size. Varsa çamaşırları atarım makineye. Kuru temizleme için gidecek kıyafetleriniz var mı?”

“Yok istemez. Sadece ortalığı biraz toparlarsanız kâfi. Ha lütfen arka odayı düzenlemeyin. Orayla ben ayrıca ilgileneceğim.”

İşte tam da Sakine’ye göre bir laftı bu. “Girmeyin.” Ne zaman biri ona “Yapma” dese, içindeki minik kız çocuğu hep atağa kalkar ve kesin yapardı. Herkese göre inattı bu. Ona göreyse “merak”.

Arka odada gizli bir kapı vardı. O kapıdan içeri girecek ve Prof. Dr. Muzaffer’in boyut kapsülüne yerleşecekti Sakine. Kendini birdenbire 3000 yılında bulacaktı. Kimse yok. Yalnızca o ve Kuşi, bir de saksı çiçeği.

İçinde garip bir his. Yıllardır beklediği şey olmuş. Sakine o evreni görmüş. Ama günün sonunda ona kimse inanmayacaktı. Kendi iç sesi bile…

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden.

Yorumlar beslemesi .

11 Yorumlar



yazı çizi  
Facebook Twitter More...