Author Archives: Editör

May 11

Gördüğüm en garip rüyaydı dün geceki. Kâbusumun ıslattığı yatağımdan, işediğimi düşünerek panikle kalkmaya çalıştım. Yatağın başucunda duran kitap dolu rafa, kafamı hızla vurarak dengemi kaybettim. Eşyalar etrafa saçılırken, yere düşmeden belimi sehpanın kenarına çarpmak suretiyle kâbusu tamamladım. Kendime gelmek, rüyanın bıraktığı garip hissi ve sonrasındaki kafa travmasını aynı anda yıkayabilmek için, başımı lavabo-musluk arasına sıkıştırıp soğuk suyu açtım. (daha&helliip;)

Nis 20

SP (sodyum pentobarbital) kanına yavaş yavaş karışırken zihninde de her şey karmakarışıklaşmaktaydı. Yan odadaki kader arkadaşı Mr. Sandric, yakınlaşan ayak sesleri, kapı arkası konuşmalar… Son yolculuğuna hayali arkadaşlarıyla pencereden gördüğü gökkuşağının altındaki hazineye ulaşmak için çıkmıştı Ulrich.

Son yolculuk diyorlardı. Ölüm kelimesi yasaktı klinikte… (daha&helliip;)

Nis 19

Mutluluk

Posted by Editör in her şey

Geçen gün 3 yaşındaki yeğenimle parktayız. “Çok mutluyum” deyince sordum: “Nasıl mutlu olunuyor?” Cevap hemen geldi: “Sevgi dolunca”. İşte bu kadar basit!

Yıllardır mutluluk üzerine konuşup yazıyoruz. Yollarını arayıp duruyoruz. Demek aramayınca, anın güzelliğine kaptırınca, sevgi dolunca oluveriyor.

Çocuklar karmaşık hale getirdiğimiz her şeyin ne kadar basit olduğunu hatırlatıyor.  Düşüncelerin içinde kaybolmayı bırakıp onlara kulak versek ya…

Nis 13

Karanlık bir odanın içindeyim. Her şey çok eski, tozlanmış. Kilolarca toz var üstümde, yüzyıllardır burada gibiyim. Çok soğuk, dakikanın yüzde birinden daha kısa bir zaman önce kar yağmış sanki her yere. Yorganlarla örtünmek istiyorum, ananemin diktiği yün yorganlarla. Yavaş yavaş binerse tüm ağırlıklar, canım acımadan, ezile ezile kaybolurum. Oda ışıksız ama ara ara odanın içinde beliren, odadan daha karanlık görüntüler var, siyahın dibi, kara delik gibi. Bazen bir insan bedeni, bazen bir eşya, bazen bir his. (daha&helliip;)

Nis 12

Amerika’nın en kuzey ucu, zümrüt şehir Seattle’da gün tatlı bir heyecanla başlamıştı. Ruffles’ların küçük kızı Milliose’nin dördüncü yaş günü kutlanacak ve kendisine sorumluluğunu almak üzere ilk evcil hayvanı hediye edilecekti.

Mumlar üflendi, pastalar kesildi ve sıra hediyelere geldiğinde küçük ördek yavrusu ile tanışmak, evdeki diğer misafirler kadar annesini de şaşırtmıştı Milliose’nin. Soğuk bir kadın olan Matilda’nın gözlerindeki öfke “Bunu nasıl yaparsın” derken sesindeki donuklukla tezattı. (daha&helliip;)

Nis 11

“Bedenim Bana Ait!”,  “Ben Herkesle Gitmem ki!” ve “Ben Kaybolmam ki!” 5 yaş ve üstü çocuklar için istismardan korunma amaçlı yazılmış. Dagmar Geisler’in şahane resimleriyle renklenen kitapları Gergedan Yayınları Türkçeye kazandırdı. Kaygı duymak yerine çözüm bulmamızı sağlıyorlar.

“Bedenim Bana Ait!”, resimlerle bedeni tanımayı sağlıyor ve cinsel sınır ihlalleri konusunda önerilerde bulunuyor. Clara, istenen dokunuşlar, istenmeyen dokunuşlar, “Hayır!” diyebilme konularını eğlenceli bir biçimde anlatıyor. (daha&helliip;)

Nis 09

“Hep ayaklarıyla bastılar…”

Annem bu cümleye sığacak kadar sığ, kurduğu yuva gibi renksizdi. Çocukluğumda da böyle donuk muydu hatırlamakta zorlanıyorum. Mutlu bir anne-oğul masalı olamadı bizim hikâyemiz. Gözlerime sevgiyle baktığı bir an bile kazınmamış zihnimin köşesine. Günlük rutinimiz, paylaşımlarımız ya da kurallarımız olmadı. Okuldan döner dönmez ekmeğimin arasına sürdüğü salçayla, kovar gibi sokağa gönderdiğinden belki. Dümdüz, yapraksız, balsız anneydi işte. Çok zaman sonra akranlarımın annelerini gördükçe bizdeki yokluğu fark ettim. (daha&helliip;)

yazı çizi