Author Archives: Editör

Oca 11

“İçimin sesi tik taklara bölünür bazen, bir tik hüzün, bir tak sevinç. Bir tik korku, bir tak umut. Görmezden gelinen saatlerde hayat akıp giderken, bu tik taklar içimi sessizce bir kum saati gibi doldurur. Hiç durmadan bir aşağı bir yukarı akan… Kumlar aşağıya süzülürken içimin bir yanını ferahlık kaplar, diğer tarafa süzülürken yine dolarım.  O kum saatine bakar ağlarım…  Bilirim hayatın büyüsünü, dokunduğunda meyve açacağını. Lakin ben de böyleyim işte… Bir kum saati… Tik, tak…”

(daha&helliip;)
Oca 02

Bu çevrimiçi atölyede çocuklar “Kim Bu Konuşan?” kitabımın kapağını tasarladılar. Birbirinden renkli çizimler çıktı ortaya.

Birlikte heyecanlandık, güldük, meraklandık. Şahane kapakları alkışladık.

Var olun çocuklar!

Oca 02
Resim: Derya Beyoğlu

“Ayna benim en iyi arkadaşım,

çünkü ağladığımda asla gülmez.”

Charlie Chaplin

Eve kadar kendini zor tutmuştu. Anahtarı kilitte döndürdüğü an sicim gibi göz yaşları yanaklarından süzülmeye başladı. İçeri girdi, topuğuyla kapıyı arkasından kapattı. Soğuk çeliğe sırtını yaslamasa düşecekti. Bacaklarının gövdesini taşıyacak gücü kalmamıştı. Boğazından yukarı çıkmaya çalışan hıçkırıkları artık engelleyemiyordu. Askısı, göğüs kafesinin içine geçmişçesine çöken omuzlarından kayan çanta, zemine çarptı; içindekileri kusar gibi yere boşalttı.

(daha&helliip;)
Ara 11

Selçuk Cumhuriyet İlkokulu 2-D sınıfı öğrencileri ve öğretmenleri Emine Bulut ile ekranda buluştuk. Etkinliği kütüphaneci Emine Bekdemir düzenledi. Sağ olsunlar.

Çocuklar kitabım “Kim Bu Konuşan?”a dair sorularıyla şaşırttı beni. Hiç düşünmediklerimi düşündürdüler. Kitabı sevmişler ve dikkatle okumuşlar.

Bu meraklı çocuklarla buluşmak harikaydı. Çok iyi geldi. Özellikle bu günlerde… Var olun çocuklar!

Ara 11

Günlerdir yanıma bile uğramadı. Çok sevdiği kupası da masada kalmış. “Ne çaydan ne senden vazgeçerim” der saatlerce yazardı:

İçi kelimelerle dolu bir iksirdir çay, karşılıklı konuşmaya başlamadan demleriz… İçip yazarken demleniriz.

İçini kâğıtlara dökerdi. Beni eline aldığında, sohbete başlamadan önce koyulan çay gibi kendimi hazırlardım. Elinin sıcaklığıyla mürekkebim daha hızlı akar, kelimeler kâğıt üzerinde kayarak iz bırakırdı. Kurudum. Onun boğazında düğümlenenler benim de içimde dondu kaldı. Çok yazık, ne kendime faydam var ne de ona. Beni eline bir alsa…

Ama o annesi! Kuruyan mürekkebimden de kara, katı yürekli kadın… Her şeyi mahvetti yine. Gözlerimin önünde Gülce’nin günlüğünü okudu! Beni sürekli akşamdan kalan çay lekeli kupanın içine, masadaki ıvır zıvırla birlikte tıkıştırdığı gibi, kızını da kurtulmak için çabaladığı çukura geri tepti. Oysa yazdıkça rahatlamış, kelimelerden ördüğü basamakları tek tek çıkmaya başlamıştı.

(daha&helliip;)
yazı çizi