Author Archives: Editör

Ara 12

Dünyanın En Yüksek Kitap Dağı, Günışığı Kitaplığınca yeni yayımlandı. Bu harika resimli kitabı Rocio Bonilla yazmış ve çizmiş. Daha önce Öpücük Ne Renktir? adlı kitabını eğlenerek okumuştum. Bu yeni kitaba da bayıldım.

Kahramanımız Lucas uçmak için doğduğuna inanıyor. Ah keşke kanatları olsa… Taktığı kanatlar hiç işe yaramıyor! Acaba başka bir yol var mı?

Doğum gününde kitap okumayı keşfeden bu çocuğun başına neler neler gelecek. Kitaplarla varolmanın inanılmaz mucizeleri kapıda!

Benim gibi uçmayı hayal etmekten vazgeçmeyen, kitapları su gibi seven, yaşından başından utanmayan her yaştaki çocuk için bu neşeli macera.

Not: Bu yazı 11 Aralık 2017’de okuryatar‘da yayımlandı.

Ara 11

Ah benim canım dayıcığım, seni ne kadar özledim. Bu hayatla vedalaşman hepimiz için sürpriz olmuştu. Hiç ölmeyecek gibi yaşıyordun. Ölüm sana hiç yakışmadı. Benim en iyi arkadaşım, sırdaşım, dostumdun. Çocukluğum da, gençliğim de senle kolaydı. Ne zaman yaramazlık yapsam yanına kaçardım. Beni korur kollardın. Hele üniversite sınavını kazanamadığımı babam öğrenince, bana kızacak diye hasta rolü yapmanı unutamıyorum. Ciddi bir rahatsızlığın olduğunu düşünüp beni unutmuştu. Seni çok sever ve hiç kırmazdı. Babamın gözünden sakındığı, rahmetli babaannemden kalan antika vazoyu kırdığımda, kendini benim için feda etmiştin. (daha&helliip;)

Kas 29

O koca şey balıkçının oltasına yakalandığında tekne sarsıldı. Makarayı var gücüyle dolarken ayaklarıyla teknesinin kenarlarından destek alıyordu. Yıllardır ona hizmet eden sadık arkadaşının tahtalarından çatırdama sesleri geldiğinde makara artık sona dayandı. Kanca yukarıya doğru yükselirken, ucuna yakalanan inatçıyı göremedi ama gök sanki ona “iyi iş” dercesine gürledi. Dudaklarının kenarları yukarı doğrulu kıvrılıp avının ayaklarına düşmesini bekliyordu ki, gözlerini memnuniyetle açıp kapadığı salisede gülümsemesi yerini dehşete bıraktı. Teknenin ucuna konan yaratığın göğsünde, kancanın saplandığı yerden kanlar akıyordu. Ve onun gelişiyle kapanan havada yüzü Azrail’i çağırırcasına griydi. (daha&helliip;)

Kas 24

Aslı Eti’nin ilk çocuk-gençlik romanı Unutma Beni, en sevdiğim kitaplar arasına girmişti. Değer verdiklerime hediye ettiğim nadir kitaplardan oldu. İkinci romanını heyecanla bekledim ve Dünya’nın On Dört Günü geçenlerde yayımlandı.

“Giriş” bölümü, “Bu kitabı elinde tutman ne şans ne de tesadüf…” diye başlıyor ve “Dünya’nın öyküsü, aslında senin öykün” diyor. Sayfalar ilerledikçe ne demek istediğini anlıyorsun.

Kahramanımız Dünya, köyün en küçüğü ama adı kadar büyük bir anlamı göğüslüyor. Köyünün başına gelenleri anlamaya ve değiştirmeye çalışıyor. Bir dileği var: “Her şeyin değişmesini diliyorum. Hem de hemen, mümkünse yarın.” Bu kalpten gelen sözler boşa gitmiyor. (daha&helliip;)

Kas 23

Güneş solarken sakilliğini gizleyerek daha da uzayan bina. Ardı arkası çorak arazi, her an her şeye dönüştürülebilir. Girişi toprak yol, çamurun daha çamur hali. Uzayan bina bakımsız. Sardalya kutuları misali üst üste dizildikleri katlarda insanların, hayaller bile bitişik, sıkışık nizam. Telaşlar üst üste, yorgunluklar eskimiş; dip dibe, kendinden bir hayli uzak yaşamlar. Hayat kavgaları ekmeğin peşi sıra gitmekten öteye uzanamıyor. Yaşamlar solgun. Yakınlarda bir mezarlık var. (daha&helliip;)

Kas 14

Yaşlı adam her günkü gibi o çok sevdiği parktaydı. Orası onun için hem kaçış yeri hem de insanlarla bir araya gelmek için can attığı bir mabetti. Her gün aynı banka oturur, derin bir of çeker, maziyi selamlar, sessizleşir, düşünür, gözlerinden hafif bir hüzün damlasını parka hediye bırakırdı. Her gün sevgili güvercin dostları için yanında bir avuç yem getirir, o yemleri oturduğu bankın etrafına onları kutsarcasına savururdu. (daha&helliip;)

Kas 06

Efendi’nin özenle yaptırdığı güzel odada, yemek yediği tek bir öğün vardı. Taşların aralarındaki biçimsiz boşluktan içeri sızan uykulu güneş, her yeri daha parlak ve canlı gösterdiği zaman. Ondan öncekilerin umursamadığı bir fazlalıktı aslında burası. Eski Efendiler için haz ve huzur, kayanın altında ezilmişti. Onlar, güzelliğe kör gözlerle bakmış bilgelerdi.

Şimdi ise bir düzine yaşı ermemiş çocuk, yeni Efendi ve kendini bildi bileli burada olan Genç, birlikte yaşıyordu.  Uçurumun kenarında, kargaşadan uzak, kayadan bir evde. Her yeni Efendi hakkında yayılan dedikodular olurdu. (daha&helliip;)

yazı çizi