Author Archives: Editör

Nis 27

Annesi halıları topladı diye öfkelenmişti. Kendini bildi bileli geçirdiği bu nöbetler Suat dahil herkesi çok korkuturdu. Bir daha asla sakinleşmeyecek gibi olur, boynundaki damarlar her an şiddetle patlayacakmışçasına şişer, iner, şişer. Annesi halıları tekrar serse, ayaklarına kapanıp ağlasa da sakinleştiremez Suat’ı. (daha&helliip;)

Nis 22

Koç Üniversitesi Yayınları Tefrika Dizisi, Reyhan Tutumlu ve Ali Serdar editörlüğünde devam ediyor. Dizinin son kitabı “Kesik Baş Cinayeti”ni günümüz Türkçesine Reyhan Tutumlu ve Ali Serdar, Latin harflerine İbrahim Öztürk aktarmış. Kitapta sadeleştirilmiş metinle orijinal metin art arda yer alıyor. Titizlikle çalışılmış, dupduru metinler.

1926 yılında Haftalık Mecmua’da on tefrika olarak yayımlanan metnin, Osmanlı-Türk polisiye roman türünün bir parçası olduğunu, İbrahim Öztürk ve Ali Serdar’ın kitabın başında yer alan “Faili Meçhul Bir Polisiye: Kesik Baş Cinayeti” başlıklı yazısından öğreniyoruz. Yazıda yer alan bilgiler oldukça ilgi çekici:

“… romanı ilginç kılan, bizzat kendisiyle ilgili unsurlara geldiğimizde ilk değinilmesi gereken konu metnin yazarı Ziya Bey’in kimliğinin bilinmemesidir. Aslına bakılırsa faili meçhul bir metinle karşı karşıyayız. (daha&helliip;)

Nis 22

Kapı çalıyor. Zırr zırrr. Israrla çalıyor. Zırrr zırrr. Gecenin bir vakti kim gelebilir ki! Ahmet koşup kapının ardından birkaç kez “Kim o” diye sesleniyor. Ses yok, ses gelmedikçe merak ve korku duygusu artıyor. “Açmayalım” diyorum. “Açmayalım ki bitsin bu saçmalık.” Bütün gece yaşadıklarımız yetmezmiş gibi. Bir de bu neyin nesi ise…

“Ahmet” diyorum, yok gitmiş. Mutfaktan büyükçe bir bıçak alıp gelmiş, bir eli de kapıda. “Ne yapıyorsun” diyorum. “Çekil kenara, nefsi müdafaa diye bir şey var” diyor. Tabii avukat beyimizden daha mı iyi bileceğiz! Delikten bakıyoruz ama kimse yok. Amiyane tabirle, götümüz üç buçuk ata ata kapıyı açıyoruz. O da ne! Birtakım Reptilianlar evimize gelmiş, oğlumuz Can’ı alacaklarını söylüyor. “Bu ne saçmalık canım, önce beni çiğnemeniz lazım, anayım ben ana” diye haykırıyorum. (daha&helliip;)

Nis 16

Simsiyah bir gece. Dedemin çiftliğinde tarlalara doğru yürüyorum. Yemyeşil buğdayların içine dalıyorum. Başaklar, ilerledikçe yol açıyor bana.

Kendimi, kavmini kurtarmak için denizi ikiye yaran Hz. Musa’nın ardından, Allah tarafından vaadedilmiş topraklara yürüyen, ona inanan insanlar gibi hissediyorum. (daha&helliip;)

Nis 15

Burası biraz ücra bir yerde kalmış. Arka sokakta ama içerisi hiç beklemeyeceğin güzellikte. Siyahi bir kadın solist, saksafon çalan da siyahi bir adam, diğerleri yerli Amerikalı. Bu ne biçim tabirse, kendimden beklemezdim bu açıklamayı.

Sahi insan kendinden ne bekler ki?

Müzik alıp götürmüş beni, baksana, gene atlamalı bir sürü şey düşünür olmuş beynim. İnsan kaç yüz tane şey düşünebiliyor saniyeler içinde, bir sürü olasılık, yaşanmışlık, yaşa-na-mamışlık… Mekân karanlık sayılır, loş. Hem insanların hem müziğin sesi çok iyi geliyor. Kırmızı şarap sipariş ediyorum. Üzerimde de kırmızı bir elbise, bacaktan itibaren yırtmaçlı ve sırt dekolteli. Hep hayalimdi, buralarda böyle giyinmek. Hem bu hayali kanlı canlı yaşayabilmek hem de burada olmak mutlu etti beni. (daha&helliip;)

yazı çizi