Author Archives: Editör

May 01

Dev bir ağacın gölgesinde, sabahın ışıkları gözüne vurmaktaydı. Sabah güneşi bildiği bir saatte doğmamıştı tabii. Sessiz bir rüzgâr tüm bedenini yalayıp çoktan yola koyulmuş, Derya ise arkasından bakakalmıştı. Hışırtılara kulak verdi. Giraffe ailesi ağaçların körpecik dallarını mideye indirmekle meşguldü. Her biri boyuna göre bir dala uzanmış, kopardıklarını küçükçe bir sürüngen gibi gözüken siyah dilleri ile evirip çeviriyor, öğütücü dişlerini bir o yana bir bu yana çalıştırıyorlardı. (daha&helliip;)

Nis 30

Tren günlerdir yol alıyordu. SS subayları tarafından evlerimizden silah zoruyla çıkartılıp bu hayvan katarlarına tıkılalı kaç gün olmuştu hatırlamıyordum. Nereye götürüldüğümüz hakkında hiçbirimizin fikri yoktu. İkizlerim Lila ve Ezra benimle beraberdi, ancak eşim Benjamin’i başka bir vagona koymuşlardı. Yanımıza aldığımız yiyeceğimiz ve suyumuz çoktan bitmiş, insanlar bitap düşmüştü. (daha&helliip;)

Nis 27

Annesi halıları topladı diye öfkelenmişti. Kendini bildi bileli geçirdiği bu nöbetler Suat dahil herkesi çok korkuturdu. Bir daha asla sakinleşmeyecek gibi olur, boynundaki damarlar her an şiddetle patlayacakmışçasına şişer, iner, şişer. Annesi halıları tekrar serse, ayaklarına kapanıp ağlasa da sakinleştiremez Suat’ı. (daha&helliip;)

Nis 22

Koç Üniversitesi Yayınları Tefrika Dizisi, Reyhan Tutumlu ve Ali Serdar editörlüğünde devam ediyor. Dizinin son kitabı “Kesik Baş Cinayeti”ni günümüz Türkçesine Reyhan Tutumlu ve Ali Serdar, Latin harflerine İbrahim Öztürk aktarmış. Kitapta sadeleştirilmiş metinle orijinal metin art arda yer alıyor. Titizlikle çalışılmış, dupduru metinler.

1926 yılında Haftalık Mecmua’da on tefrika olarak yayımlanan metnin, Osmanlı-Türk polisiye roman türünün bir parçası olduğunu, İbrahim Öztürk ve Ali Serdar’ın kitabın başında yer alan “Faili Meçhul Bir Polisiye: Kesik Baş Cinayeti” başlıklı yazısından öğreniyoruz. Yazıda yer alan bilgiler oldukça ilgi çekici:

“… romanı ilginç kılan, bizzat kendisiyle ilgili unsurlara geldiğimizde ilk değinilmesi gereken konu metnin yazarı Ziya Bey’in kimliğinin bilinmemesidir. Aslına bakılırsa faili meçhul bir metinle karşı karşıyayız. (daha&helliip;)

Nis 22

Kapı çalıyor. Zırr zırrr. Israrla çalıyor. Zırrr zırrr. Gecenin bir vakti kim gelebilir ki! Ahmet koşup kapının ardından birkaç kez “Kim o” diye sesleniyor. Ses yok, ses gelmedikçe merak ve korku duygusu artıyor. “Açmayalım” diyorum. “Açmayalım ki bitsin bu saçmalık.” Bütün gece yaşadıklarımız yetmezmiş gibi. Bir de bu neyin nesi ise…

“Ahmet” diyorum, yok gitmiş. Mutfaktan büyükçe bir bıçak alıp gelmiş, bir eli de kapıda. “Ne yapıyorsun” diyorum. “Çekil kenara, nefsi müdafaa diye bir şey var” diyor. Tabii avukat beyimizden daha mı iyi bileceğiz! Delikten bakıyoruz ama kimse yok. Amiyane tabirle, götümüz üç buçuk ata ata kapıyı açıyoruz. O da ne! Birtakım Reptilianlar evimize gelmiş, oğlumuz Can’ı alacaklarını söylüyor. “Bu ne saçmalık canım, önce beni çiğnemeniz lazım, anayım ben ana” diye haykırıyorum. (daha&helliip;)

yazı çizi