Author Archives: Editör

Ağu 10

“Ah! Ne kadar bedbahtım, bilemezsiniz…” Hülya Koçyiğit edasıyla elim alnımda, perişanım. Remzi Ünal, neredeyse bir yıldır twitter’da ve benim haberim yok! Kınayın beni, kınayın, herkes kınasın! Ben kendimi duvardan duvara vurdum zaten.

Acımı çektikten sonra teselli aramaya başladım, her insan evladı gibi. Geç de olsa keşfettim, hem böylece toptan okuyabiliyorum. Gün gün beklemiyorum… Mevzuya gel, diyorsun, merak ettin tabii. (daha&helliip;)

Ağu 08

Behzat Ç.’yi seviyorum ama dizi yayınlanmaya başladığından beri değil. Her Temas İz Bırakır: Bir AnKara Polisiyesi çıktığında (2006) keşfetmiştim bu antikahramanı. İki senelik sabırsız bekleyişin ardından Son Hafriyat: Bir AnKara Polisiyesi geldi. Üçüncü romanı bir türlü bitiremedi, diye Emrah Serbes’e kızıp dururken dizi başladı ve beni fethetti. Şimdi devamı için eylülü, filmi için [Behzat Ç: Seni Kalbime Gömdüm (Son Hafriyat’tan uyarlama)] 28 Ekim’i bekliyorum yine sabırsızlıkla.

Argo kullanımı nedeniyle bir sürü eleştiri ve “yüce” RTÜK’ten uyarı alsa da “la”nın “lan”ın kibar hâli olduğunu öğretti bize. Asıl beni yakalayan, dahi anlamındaki –de, -da eklerinin ayrılması meselesiydi. Dizinin o bölümünde, seri katil notlar bırakıyordu cinayet mahallerine: “Buda intihar değil.” Behzat Ç. ve Harun tepki gösterdiler, şöyle bir şeydi: “ ‘Da’yı ayırmamış, mal la bu!” Böylece çoğumuzu delirten bir Türkçe sorununa el attılar. (daha&helliip;)

Ağu 05

Hüzün

Posted by Editör in her şey

Mutluyken edebiyat yapılamıyor. Nedense bu hüzün duygusu kelimelere biçim veriyor. Kelimeler sevdikleri hâle gelmek için hüznü bekliyor. Hüzün hep saklı yerinde duruyor aslında.

Mutluluk anları, sevinçler, sadece perde çekiyor o odaya. O pencereye. O perde hep rüzgâr alıyor. Rüzgârla açılacakmış gibi oluyor, küçücük bir anda. Ufacık bir bakışta. Hemen havalanıveriyor perde ve işte açılıyor yine. (daha&helliip;)

Ağu 03

Seray Şahiner, en genç yazarlarımızdan biri, 27 yaşında. Üstelik ilk öykü kitabı, daha 23 yaşındayken yayımlanmış: Gelin BaşıHanımların Dikkatine ikinci öykü kitabı. İlkin adıyla çekti dikkatimi. “Bir başlayayım, bakayım” derken bitiverdi.

Hanımların Dikkatine’yi bir kısa roman gibi okudum. Öykülerin birbirine komşuluğu, roman bölümlerinin komşuluğu gibi. Öykü kitabı olarak farklılığı da burada yatıyor. İster sırayla oku, roman say benim gibi; ister dilediğinden başla, ayrı ayrı oku.

(daha&helliip;)

Ağu 01

Eğitim verirken önce “Kime yazıyoruz? Neden yazıyoruz?” sorularını sorarım. Katılımcılardan güzel cevaplar gelir:

“Kendim için yazıyorum.”

“Okunmak için yazıyorum.”

“Yazmak beni rahatlatıyor.”

“Yazarken dinleniyorum.”

“Osman, Şükrü ve Rüknettin için yazıyorum.” (Bunu ben uydurdum.) (daha&helliip;)

Tem 29

Cumhuriyet Kitap’ta en sevdiğim sayfa Feklavye. Semih Poroy, yazmayı, yazarlığı, kitabı çizerek anlatıyor. Bu kez, yazar olmak isteyen birinin bir “üstada” danışma anını çizmiş. Üstat, her gün en az iki sayfa yazması gerektiğini söyleyince rahatlıyor yazar adayı: “En az iki bin kitap okumam gerektiğini söyleyeceksiniz sanıyordum.” Üstadın cevabı: “Daha okumadın mı!?”

(daha&helliip;)

Tem 27

Nazlı Eray’ın Ekmek Arası Rüya kitabındaki yazılarından birinde önerdiği, Truman Capote’nin Yaz Çılgınlığı romanını bitirdim az önce. Romanın sonunda, saklandığı yerden çıkıp elli yıl sonra –yazarının ölümünden on yıl sonra- yayımlanmasının ilginç öyküsü de var. Yazarın kendini tüketerek ölüme yolculuğu da anlatılıyor biraz. Romanda da izlerini bulduğum, hayallerin gerçeklerle uzlaşamaması, gerçeğe dönüşen hayalin sıradanlaşmaktan kurtulamayışı, kendi yaşamımda hissettiğim rutini anlatıyor bana.

(daha&helliip;)

yazı çizi