Nis 05

Ayın karanlık parlaklığı | Kahraman Doğan

Yazan Editör Kategori atölyeden

Demetevler’deki Fehmi Efendi Cami’sinde onu bekliyorum. Namaz bitti. Karga hâlâ ortada yok. Camiden çıkan siyah ceketli yaşlı amcaya baktım. Yanımdan geçip gitti. Beklemek yormaya başladı. Ayaklarım soğuktan uyuştu. Ellerim nerelere kaçtı bilemiyorum. Görevin neden burada verileceğini ve uygun olup olmadığını düşündüm. Dağıtılan çorba gözüme çarptı. Bu ayazın azılı düşmanı sıcacık çorba, bana ne iyi gelecekti. Sıraya girdim. Çorba kazanına yaklaştıkça ne kadar üşüdüğümü anladım. Çorbayı dağıtan kepçeci bana seslendi.

“Ay birazdan parlak doğacak.”

Kargayla karşılaştığımı anladım.

“Doğacak ay günümüzü aydınlatacak.”

“Ayakkabılarını 37 numaralı dolapta unutmuşsun.”

“Hemen gidip alacağım.”

Dolabın içinden görev pusulasını aldım. Notta yeni göreviniz Ulus Fırtınalı Sokak postanesi 38. posta kutusundadır, yazıyordu. İş çantamı hazırladım. Soğuk metali her zamanki gibi makine yağıyla temizledim. Hemen bir minibüsse bindim. Verilen adrese yakın olan durağa çok yavaş gelişimiz stresimi iyice artırdı.

Bulunduğum yerden Fırtınalı Sokak postanesi sadece üç yüz metreydi. Her zamanki gibi ayaklarımın uç kısmı topuklarım ile yer değiştirdi. Gitme diye yalvarıyorlardı. Uzun yıllar bu işi yapıyordum. Beton kalıbına dönüşen kalbimin artık normal insanlar gibi olmasını istiyordum. Oysa bu isteğin yalnızca uzak ülkelerdeki masallarda bahsedilen dağın arkasında kaldığını biliyordum. Bu işi bırakmak istemiştim ama şirket yalnızca onlar isterse bırakabileceğimi, aksi halde tüm cinayetlerimi ifşa edeceklerini ve ömrümü hapiste geçireceğimi söyleyerek beni tehdit etmişti. Bunu göze alamamıştım. Ne yazık ki tüm özgürlüğüm onların elindeydi.

Postaneye doğru ilerlerken etrafıma baktım. Herkes ne kadar güzeldi. Bir babanın kızına simit alması, okuldan çıkan liselilerin birbirleriyle şakalaşmaları, eczaneden çıkan yaşlı teyze, annesinin eteğini şeker elması alması için çekiştiren bir çocuk. Birden durdum. Yüreğim bu sefer kimin güzelliklerini yok edeceğimi sordu. Kendimi fırçaladım. Sadece verilen göreve odaklan! Vicdan azaplarını bir çöp poşetine doldurdum. Bu son görevim olabilir miydi? Belki ama ne fark eder. Bu boş umutlara kapılıp yeniden hayal kırıklığına uğramak istemiyorum.

Postaneye varınca posta kutusuna baktım. İçinde adres vardı. Ama bir eksiklik bulunuyordu. Çok garipti. Öldüreceğim kişinin fotoğrafı yoktu. Yoksa emekliliğim gelmiş miydi? Pusulanın altında “Bu görüşme pusulasıdır” notunu gördüm. Büyük umutlarla taksi tuttum. Bir an önce gitmeliydim. Aman Allah’ım yoksa hayallerime kavuşuyor muydum? Taksiciye Yenimahalle Meşe Sokak’a gidelim lütfen, dedim. Taksici heyecanımı anlamış gibi çok hızlı bir şekilde beni götürdü.

Pusulada yetmiş beş numara yazıyordu. Kapıyı çaldım. Sert bakışlı bir kadın hoş geldiniz, dedi. Sizi aşağı alacağım, 11 numara yazan odaya geçin, görüşmeniz orada gerçekleşecek. Artık emindim. Odaya girince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Duvarlarda fotoğraflar vardı, birçoğunun üzeri çizilmişti. Sadece benimkinde çizik yoktu. Birden odanın içerisinde başka bir kapı açıldı. Maskeli bir adam içeriye girdi.

“Merhaba Hakkı bey.”

İsmimi bilmesine şaşırdım.

“Öncelikle tebrik ederim. Bu son göreviniz, bundan sonra emekli olacaksınız. Tıpkı benim gibi.”

Şaşkınlığım bin kat daha artarken mutluluğu içine kattım.

“Size son görevinizi ben vermek istedim. Benim için önemi yüksek olduğundan size bu görev verildi. Çünkü siz işinizde en iyisisiniz. Artık esas konumuza gelelim ne dersiniz.”

Gözlerinin içine baktım. Gece karanlığındaki denizin, o soğuk mavi siyah arası rengi. Ürperdim. Ona olan ilgimi anladı ve biraz otoriter biraz da dikkat toplayıcı bir ses tonuyla görevi anlatmaya başladı.

“Hakkı bey Yeşilkent Caddesi’nde bulunan Gökkuşağı Otel’in çatı katında bir oda size ayrılmış durumda, bu akşam otele gidip odaya yerleşeceksiniz. Yarın öğlen saat 14:00 sularında beyaz bir makam otosu otelin karşısında bulunan biriç kulübüne gelecek, melon şapkalı adamı kulübe girerken hedef alıp görevinizi gerçekleştireceksiniz. Odanızdan çıktığınız zaman sağ tarafınızda yangın alarm düğmesi var. Ona basıp oteldeki kargaşadan yaralanarak yangın merdiveninden çıkış yapacaksınız. Yangın merdiveni çıkışında bir motosiklet olacak, ona binip olduğunca hızlı sürerek yeni hayatınıza başlayacaksınız.”

Geldiği kapıdan geri çıktı. Tek kelime edememiştim. Neden bu adam son görevimi veriyordu. Neyse ne, beni ilgilendirmezdi. En mutlu görevime gidiyordum.

Bahsedilen otele geldim. Önce bir keşif yaptım. Karşıda biriç kulübü olduğunu teyit ettim. Yangın merdiveninin kapısında da bir problem yoktu. Alarm düğmesi bahsedilen yerdeydi. Her şey çok güzeldi. Silahımı hazırladım. Saatler kalmıştı, bu kokuşmuş hayata ve bu iğrenç görevlerin son bulmasına.

Saate baktım, 13:45’ti. Dürbünü kontrol ettim. Saatler geçmişti, ama o nankör dakikalar geçmiyordu. Sanki yelkovanın ayağına birisi pranga vurmuştu. Off Allah’ım! İçime mutluluk ve stresle karışık bir kokteyl dolmuştu. Bir araba yaklaşıyordu. Evet beklediğim beyaz makam otosuydu. Nefesimi tuttum. Dürbünden hedef aldım. Araba durdu. İçinden melon şapkalı bir adam çıktı. Kafasını hedef aldım. Tetiği ezmeye başladım ve son noktaya getirdim. Kurşun namludan çıktı. Tam isabet. Bir daha ateş ettim. Gene kafasından vurdum. En mutlu atışımdı. Ortalık karıştı, korumalar şoktaydı. Odadan çıktım. Denildiği gibi yangın alarmına bastım. Otelde yangın telaşıyla bir kargaşa başladı. Kargaşadan yararlanarak yangın merdiveninden aşağı indim. Motosiklete binip özgürlüğüme doğru sürdüm. İlk kez bir görevden sonra mutluydum.

Eve geldim, kimse benden şüphe etmemişti. Masanın üstündeki tanıdık olmayan kutu dikkatimi çekti. İçine baktım hatırı sayılır dolgunlukta bir çek vardı. Çekin altında bir zarf bulunuyordu. İçinde bir mektupla bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta yüzü tanınmayacak kadar yanmış bir adam, hemen mektubu okumaya başladım:

Hakkı bey bu mektup elinize ulaştıysa görevinizi başarıyla tamamlamışsınız demektir. Sizi tebrik ediyorum. Evet son göreviniz beni öldürmekti. Sizi birçok kişi arasından seçtim. Yüzümün halini gördünüz. Maskeyle yaşamak artık bana ızdırap olmuştu. Maalesef insan kendisini, başkalarını öldürdüğü gibi rahat öldüremiyor. Bu nedenle sizi tutmak zorunda kaldım. Size sonsuz teşekkürler. Bu iyiliğinizin karşılığında size emeklilik şansı verildi. Eminim ikimiz de acılarımızdan kurtulmuşuzdur Yeni yaşantınızda mutluluklar dilemeyi çok isterim.

Kafam karışmıştı. Neden ölmek istemişti? Birden emekli olduğumu hatırladım. Tüm şaşkınlığım sevince dönüştü. Eee ne yapacağım şimdi, diyerek donup kaldım. Ne fark ederdi, artık özgürdüm. Her şeyi geride bırakarak motosikletime atladım. Rüzgârın tadını çıkararak güneşe doğru sürdüm.

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...