Şub 27

Biterken her ne kaldıysa | Işıl Erkan

Yazan Editör Kategori atölyeden

Gülümsedim.

Son zamanlarda daha yoğun hissediyordum seni. Ne yana dönsem enerjin beni sarmaladı sanki. Yolladığın minik kutuyu alınca, hatırımda kalan görüntün izin almadan sızdı yama dolu çeperlerimden içeriye. Saklı, geceler koyusu özlemim, semtler arasında dolaşıp başkentin bozuk kaldırım taşlarına çarpa dolana, yine bana döndü. Zihnime kazınmış kokun, uçuculuğuna bende tadıldıktan sonra karıştı. Hiçbirinden haberin yok, ne yazık!

Biliyordum, er ya da geç uzaktan, öteden; ulaşılmış ancak fethedilememiş kalacağımı. El etek çekmeden az önce dokunulup hep son bir eda ile ifa edilen ödev gibi belki de şu hâlim. Sessiz ıssız bir deniz kabuğu, alışkanlıklardan öteye anlamlanamamış bir kahve bardağı, sende kalan müzik albümüm, türlü çeşitli bitki çayları ve o ikili ile. Kalakaldım.

Bazı hikâyeler baştan, sona yazgılı. Tüketmek ister nefisler ne var ki. Bitmeye yüz tutana inat, sonsuz düzen içerisinde kayıp giden benliklerine paralel, kırgınlıkların yaraladığı hırslarla düşe kalka yürümeye çalışırlar o yollarda sil baştan. Kör ve topal. Hem mağrur, hem mağlup. Denemedim dememek için. İspatı mevcudiyetine yenik.

Gözlerim neye değebildi hemen fısıldayayım sana. Belki hiçbir şey. Belki de sadece birkaç şey, fazlası değil. Atıl ve soluk. Hayallerinin kurumuş, kırılgan gül yaprağı misali pıtır pıtır dökülen gerçekleşmemişlikleri var içinde o ikilinin. Sonsuza uzanan sedef renkli bir sayfa, bir de ana karaları aşan kartpostaldan ibaret.

Hiçbir yere uzanamayacak denli yitik bir pişmanlık. İçinde görüntüden ibaret şaşkın sözcükler, varını yoğunu vermek isteyip de beceremeyen, çıplak bir sevdayı sağaltamayan en onulmaz yerlerinden. Öylesine bitmiş. Yalancı adımlar bile bükülen bileğini tutup rövanşa ikna edemez artık. Onca söze rağmen suskunlar.

His kusmak, boşlukla arınmak istiyorum okurken ben de. Ne varsa, biterken her ne kaldıysa saçmak ortalığa. Alıcısı çıkar mı bilmem sahipsizliklerimizin. Öyle yokuz ki…

Hangi zaman dilimi hapsetmiş bizi içine hatırlıyor musun? Ellerimiz ne zaman ısıtmış yüzümüzü? Ne denli geçtiğimiz yollara serebilmişiz en çocuk halimizi? Yetişkinliğimizle amansız savaştayız.

Hatırlıyorsun ama benim kadar değil, yetirecek kadar değil. Aylar sonra, içinde yaşadığım boşluğa ayna tutmuşsun. Yansıda bile yoksun hâlbuki. Sırını duman bürümüş. Salt kelimeler; parça parça, birbirinden bihaber.

Bir sızı yokladı tenimden yol geçip ruhumu. Görüntülere değip geri geldi bilincim. İçimin kilitlerini yoklasa da beceriksiz bir çilingir, varamadı derinlere. Yetkisiz kıldığımdan çoktandır. Geride bırakmanın soyunmak olduğunu anladım son boşluğa kadar gelince, kılıksız kalana dek soyunmak.

Okudukça okudum. Anlamadıkça okudum. Hissedemedikçe okudum. Tekrar tekrar…

Gözyaşının dahi bitmiş görevi.

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...