Nis 05

Bu sefer farklıydı | Serkan Çakmakyapan

Yazan Editör Kategori Genel

İhsan bir kez daha yalnızdı şimdi. Karısını deliler gibi seviyordu, ona âşıktı. Oysa Aşkın, onu yine bırakmıştı işte. Bu sefer farklıydı. Kabul ediyordu, o da çok hata yapmıştı, her zaman yanında olamamıştı karısının. Onu üzdüğü de çoktu. Ama daha önce her gittiğinde, hatanın kendinde olduğunu düşünmese dahi peşinden gitmiş, onu ikna edip yuvasına döndürmeyi başarmıştı. Oysa bu sefer gitmeyecekti, gidemezdi.

Dün akşam Aşkın eve geç kalmıştı ki, İhsan bir arkadaşının yolladığı fotoğraf ile sarsılmıştı. Fotoğrafta karısı, başka bir adam ile birlikte yemekteydi. Arkadaşı mesajında biraz samimi göründüklerini eklemişti. Eve geldiğinde onunla yüzleşmiş ve ciddi bir kavgaya tutuşmuşlardı. Aşkın “Ne var bunda? Bu bir iş yemeğiydi,” diye üstelemiş; İhsan ise “Bana geç kalacağını bile söylemedin! Senin bir başka adamla yemekte olduğunu öğreniyorum. Bunda bir şey yok mu yani?” diye çıkışmıştı. Aralarındaki söz dalaşını Aşkın’ın “Yeteer!.. Beni öldürüyorsun” diye bağırması sonlandırmıştı. Ardından çantasını toparlayıp evi terk etmişti. Her zamankinden farklı olarak İhsan, ne kalması için onu ikna etmeye çalışmış, ne de peşinden gitmişti. Artık çok yorulmuştu.

İhsan geceyi, Aşkın’ı olmadan yatak odasında geçirememiş, salondaki kanepede yatmıştı. Kalbi sıkışmış, uyku ilacı yutup kendini uyumaya zorlamıştı. Sabah giysilerini yatak odasından alıp giyindiği gibi işin yolunu tutmuştu. Kahvaltı bile etmemiş, bir fincan kahveyle ayakta kalmaya çalışmıştı. İşine bir türlü konsantre olmayı başaramayan İhsan, öğlen vakti işyerinden ayrılıp, eşi ile o adamın görüldüğü restorana doğru yollandı. İçeri girdiğinde kuytu bir köşeye çekilip kendine sıcak bir çorba sipariş etti. İçinden hiç yemek gelmiyor, kaşığı ile çorbayla oynuyor, uzaklara dalıp gidiyordu. Derken restoran kapısında karısını ve o adamı gördü. Yanlarında bir kadın daha vardı, ama Aşkın onun kulağına bir şeyler söyledikten sonra yanlarından ayrılmış, restorana ikisi girmişti.

İhsan kahroluyor ama onlara bakmadan da duramıyordu işte. Birbirlerine flört bakışları ile bakıyor, yüzlerinden gülücükleri eksik bırakmıyorlardı. Masaya gelen şampanya İhsan’ın göğsünde açılan yarayı dağladıkça dağladı. Buna daha fazla dayanamazdı. Hesabı ödediği gibi çıktı. Arabasına binmedi, orada bıraktı. Yürümeye, temiz havaya ihtiyacı vardı. Ama yürüyüş bile onu rahatlatamıyordu. Şöyle kendisini olduğu yere bıraksa ve ölüp gidiverse de her şey kolayca son buluverse diye düşünüyordu. Bu kadar acı çok fazlaydı. 

İhsan eve dönmüştü ama evin dört duvarı karabasan olup üstüne çökmüştü. Üzüntüsünden ne yapacağını bilemiyordu. Odalar ona dar geliyor, duvarlar üstüne üstüne yürüyordu. Sanki bir çözüm bulabilecekmiş gibi odadan odaya geçiyor, her odada Aşkın’ın hatıraları ile savaşıp pes ediyor ve geri çekiliyordu. Bu sefer, kazanabileceği bir savaş değildi. Çoktan kaybettiğini düşünüyordu.

Yatak odasına daldı. Birkaç adım atmıştı ki kalakaldı. Bu koku… Onun kokusu saldırdı üstüne. Direndi, nefesini tuttu. Zorladı kendini, savaşmalıydı. Komodinin çekmecesini açıp silahını çıkardı. Yatağın kenarına oturdu. Uzun uzun baktı elindeki silaha. Yapabilir miydi? Bununla gidebilir miydi Aşkın’ın ve o adamın peşine. Gitmeli miydi, değer miydi, neye yarardı? Daraldı, duramadı orada, silahı yatağın üstüne atıp kaçarcasına çıktı odadan.

Ne yapacağını bilemeyen İhsan’ın gözyaşları durmadan akıyor, ağzından iniltiler çıkıyordu. Gittikçe kötüleşiyordu. Midesine kramplar giriyor, iki büklüm olmuş, acı içinde kıvranıyordu. Aşkın onu bırakıp gitmişti işte, o adama gitmişti. Peşinden gidecek gücü ve isteği kalmamıştı artık, savaş kaybedilmişti.

Kendini banyoda buldu. Kustu, kustu, içinde olmayanları bile. Dolapları açıp ilaçlara baktı. Elleri titremeye başlamıştı. O kadar titriyordu ki, zaten gözyaşlarından bulanıklaşan görüşüne, bir de bu titreme eklenince, eline aldığı ilaçların ismini dahi göremiyordu artık. Sinirleri iyice gerildi. Eline geçen ne varsa ne yoksa sıpıtıp attı, nereye giderse… Onu içine düştüğü bu durumdan hangi ilaç kurtarabilirdi ki? Onu alıp götürmeli ve uyuşturup uyutmalılardı. Belki böylece unuturdu her şeyi.

Kalbi sıkışmaya, nefessiz kalmaya başlamıştı. Adeta biri boğazını sıkıyordu. Biraz nefes alabilmek için balkona yöneldi. Koridorda ve salonda bir sağa bir sola yalpalayarak gidiyordu. Çarptığı eşyalar devriliyor, kırılıyor, ortalığa saçılıyordu. Balkon kapısına çarparcasına ulaştı.

Balkondaydı şimdi, nefes almalıydı. Balkonun kenarına tutundu ama kendini doğrultmakta bile zorlandı. İki eliyle parmaklığa asılıp, zar zor başını boşluğa uzattı. Ağzını açıp kendini nefes almaya zorladı. Nefessiz kalıp, su yüzeyine çıkan bir yüzücü gibi, iniltiyle ciğerlerine bir nefes çekti. Nefes almak daha önce hiç bu kadar zor gelmemişti İhsan’a. Ağzından çıkan salyalar da gözyaşlarına katılarak yedi kat aşağıdaki kaldırıma doğru düşüyordu.

Ne kadar süre parmaklıklara asılı şekilde kaldı bilemiyordu ama temiz hava iyi gelmiş gibiydi. İçi serinlemişti biraz olsun. Ama yüreğindeki yaranın acısını serinletecek hiçbir şey yoktu. Beynine ne kadar çok oksijen gitse, o kadar çok Aşkın’ı düşünüyordu. Çok sevdiği karısını kaybetmişti ve bu sefer farklıydı. Peşinden gitmeyecekti. Artık acılarıyla birlikte yalnız başınaydı. Bu acılardan kurtulmanın, Aşkın’ı unutmanın bir yolunu bulmak mümkün müydü? İhsan, başı iki elinin arasında kara kara düşüncelere dalmıştı.

İş arkadaşı Zeynep Aşkın’ın yanına geldi. Verdikleri siparişleri alıp gitmek için tekrar restorana geldiğinde, kocasını kapıdan çıkarken gördüğünü, hiç de iyi görünmediğini söyledi ve şu an iyi olup olmadığını sordu. Aşkın bir anda beyninden vurulmuşa döndü. Bu nasıl olabilirdi?

Hâlâ İhsan’a kızgındı, kızgınlığından da fazla evden ayrılırken ya da sonra tepki vermemesine, peşinden gelmemesine, onu geri döndürmeye çalışmamasına şaşırmıştı. Şimdi bir de akşamki tartışmaya konu olan duruma bizzat kendi gözleriyle şahitlik ettiğini öğrenmişti. “Tanrım!” diyerek çığlığı bastı. Herkes endişeli gözlerle ona doğru dönerken, bir koşu kendi ofisine gitti.

Evin içinde İhsan’ın telefonu çalıyor ama duymuyordu. Aşkın uzun bir mesaj bıraktı:

— Sevgilim, bir tanem. Bak… Hiçbir şey senin sandığın gibi değil tamam mı? Biz iki gündür yoğun şekilde Katar’lı bir şirket ile anlaşma yapmaya çalışıyorduk. O bir… Yani şey… İkisi de iş yemeğiydi. Ve benim… Lanet olsun… Adamı ikna etmek için, şey, biraz seksapalitemi kullanmam gerekiyordu. Sevgilim, ne olur? Bak… Çok özür dilerim. Sana bahsetmeliydim, üzgünüm… Neredesin?.. Ben eve gidiyorum. Orada buluşalım.

İş arkadaşları onun bu acil çıkışına hiçbir anlam veremese de, Aşkın arabasına atladığı gibi evin yolunu tutmuştu. Sabırsızca geçen bir yolculuktan sonra apartmanın önüne geldiğinde kalabalığın toplanmış olduğunu gördü. Neredeyse yol tıkanmıştı. Arabasından inip koşturdu. Aklına gelen şeyin olmaması için dualar ediyordu. Uzaktan siren sesleri gelmeye başlamıştı.

İnsanları ite kaka kalabalığı yarıp en öne varmaya çalıştı. Vardığında yerde yatan adamın yüzünü önce göremedi. Kalp masajı yapmaya çalışan adamın yanından dolaştığında, yerde yatanın kocası olmadığını gördü. Rahatlamıştı. Bir an için İhsan’ı kaybettiğini düşünmek bile çok acı vermişti ona. Ya, bir de, gerçekten kaybetseydi. Bu düşünceyle hemen oradan ayrılıp eve yollandı. Bir an evvel kocasını bulmalı, ona sarılmalıydı.

Kalabalığı tekrar yarıp apartmana girdi, asansöre koştu, bekledi. Asansör yukarıya hiç bu kadar yavaş çıkmamış gibi geldi Aşkın’a. Koridorda ilerlerken bir yandan da çantasından anahtarını çıkardı. Tam anahtarı deliğine sokmuştu ki, içeriden bir silah sesi geldi.

— İhsaaaaann!

Çığlığı basan Aşkın’ın dizlerinin bağı çözüldü ve yığılıp kaldı. Çığlıklarla, hıçkırıklarla ağlıyordu! Gömleği sırılsıklam olmuştu ama ağlamasını kesemiyordu. İhsan gitmişti. Geç kalmıştı.

Derken kapı aralandı ve ağlamaktan kızarmış iki çift göz daha ortaya çıktı. “Yapamadım” dedi İhsan, “Seni bırakıp gidemedim.” Hemen oracıkta, daire kapısının önünde, yerde, birbirlerine sarılmış şekilde dakikalarca birlikte ağladılar. Silah sesi ve çığlıkla koridora çıkan komşular, bu manzaraya bir anlam veremediler ve iyi olduklarını anladıklarında evlerine geri döndüler.

Eve girdiklerinde Aşkın kocasına her şeyi tek tek açıkladı, özür diledi ve bir daha onu bırakıp gitmeyeceğine söz verdi. İhsan da ona güvenmediği için özür diledi. O gece bir kez daha aynı yastığa, yüzlerinde gülümsemeyle baş koydular.

Bu sefer farklıydı, bu son olmuştu. İki sevgili bir daha hiç ayrılmadılar.

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden. 

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...