Mar 29

Derviş Aknila / Ayşen Cesur

Yazan Editör Kategori atölyeden

İçinde büyük bir heyecan vardı. Sonunda beklediği gün gelmişti. Üç asır beklemek fazla sayılmazdı böyle bir görev için, yedi asırdır bekleyenler vardı. Her asır bin bir derviş görevlendirilirdi dünya için. Her birine ayrı bir görev verilirdi ve o asır boyunca her yıl bir ülkede gezerlerdi.

Göreve başlamadan önce bedenini Şibumka’da bırakmak zorundaydı. Dünyada sadece titreşimler yayan bir iç sesi olarak gezecekti.

“Görevim ne?” diye sordu derviş Aknila, gururla karışık bir heyecan içinde.

“İnsanları düşlerini gerçekleştirmeye ikna etmekle görevlisin.”

“Bunun için mi bu kadar bekledim” diye geçirdi içinden, daha büyük bir görev bekliyordu. Zihnini okumuş gibi devam etti gür sesiyle İstar.

“Bu zor göreve sabrın, heyecanın ve kıvrak zekân nedeniyle seçildin. Dervişler arasındaki yerin başka.”

Dudak büktü alttan alttan, nesi zordu bunun. Kim düşünü gerçekleştirmek istemezdi ki. Nasıl bir ikna kabiliyeti gerekirdi bunun için.

“Yalnız unutma, çocuklar görevinin dışında. Onlar 11 yaşına kadar başlarının çaresine bakıyorlar. Sonradan başlıyor korkular ve yalanlar.”

İtiraz edemezdi, görev görevdi, hele bunca derviş sıra beklerken.  Hiç zaman kaybetmeden başladı.

İlk karşısına çıkan deniz kenarına yerleşmek isteyen bir ayakkabıcıydı. Ne kadar dil döktüyse inatçı keçiyi ikna etmeyi başaramadı. Adamın, sırf yenilikten korktuğu için kırk dereden su getirmesi ve her türlü bahaneyi kullanması karşısında şok olmuştu. “Canım bu huysuz bir ihtiyar, şans iste benimki de” diye düşünerek dükkândan çıktı.  Yan dükkânın vitrini önünde duran ve bordo dekolte elbiseyi almak isteyen genç kadın müşteriyle konuşmaya başladı. Kadın sanki elbiseyi almak istemezmiş gibi, ne kadar avam durduğunu anlatıyordu arkadaşına. Kumaşı da kalitesizdi. Aknila ne söylediyse ikna olmadı kadın, korkuyordu göğüslerinin fazla dikkat çekmesinden ve şuh gözükmekle eleştirilmekten. Hiç olmazsa içeri girip denemeye ikna edebilseydi, belki üstünde görünce karar verirdi, ama bunda dahi başarılı olmadı.

Tüm günü o zihinden bu zihine gezerek geçirdi. Sonunda on dokuz yaşındaki hukuk fakültesinde okuyan, güzel bir genç kadını ikna etti. Okulu bırakıp müzisyenlik yapmak istiyordu, Aknila’nın dediklerine kulak vermişti. Evet, istediği hayatı yaşamak için hayallerinin peşinden koşmalıydı.  Ancak akşam kız eve ulaşınca kızılca kıyamet koptu. Annesi bayıldı, babası bağırdı, teyzesi tatlı tatlı dil döküp annesiyle babasını üzmemesini istedi. Sonunda topluca vazgeçirdiler kızı. Aknila inanamadı, kızla tekrar konuşmaya çalıştı, fakat dışarıdan gelen sesler Aknila’nın sesini bastırıyordu ve kız artık iç sesini duymuyordu. Annenin zihnine geçip destek almak istedi. Oysa anne kızını büyütmek için nasıl da çalışmaktan vazgeçtiğini düşünüyor ve kızını da doğruya ikna etmeye kararlı gözüküyordu. Babasının zihnine geçmesi de fayda etmedi. O da bir zamanlar keman çalıp beste yapmak istemişti ama mühendis olup binalar yapmış ve çok para kazanmıştı. Henüz çok genç ve tecrübesizdi kızları. Ona doğruyu göstermeleri gerekliydi.

“Ne kadar zor ve uzun bir yüzyıl olacak, hatta böyle giderse çok da sıkıcı” diye iç geçirdi. İnsanoğlunun bu kadar garantici ve korkak olduğunu fark etmemişti.  Belki de bu görev için önce cesaret dervişi ile konuşmalıydı ve hatta umut dervişinin de katıldığı ortak bir çalışma yapmaları gerekecekti. Tek başına üstesinden gelmesi çok zordu.

Gaye’nin notu: Bu öykü, Murat Uyurkulak’ın “Derviş” adlı öyküsünün (Bazuka, İletişim Yayınları) ilk cümlelerinden esinlenilerek yazıldı.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...