Haz 12

Doğmamış olana / Oğuzhan Bozkurt

Yazan Editör Kategori atölyeden

dogmamis-olanaDaha kime, neye benzediğini bile bilmiyorum, ama her şeyi gördüğünü biliyorum, hep yanımda olduğunu da. Bak, işte şuradaki Gül abla. En köşedeki dükkânda oturan, 22 numarada. Kendimi ona yakın hissetmem bu numarayla başladı.

Babam bütün gün sayılarla uğraşıyor, hesap makineleri, faturalar havada uçuşuyor, ama bana hiç soru sorma fırsatı vermiyor. Bütün gün tanımadığı bir dizi adam ona sorular soruyor, o da −başka zamanların tam aksine− güler yüzle cevap veriyor. Bana gelince durum tam tersi. Sanırım babama soru sormak için para vermek gerekiyor…

Bir gün, oyalanmam için eski faturaları önüme koymuştu. Okumaya çalışırsam hem zamanım faydalı geçermiş hem de okumam gelişirmiş. Bir iki tanesine göz attım. Herkesin imzası vardı faturalarda, bu durum ilgimi çekmişti. İmzaları incelerken gözüme gül şeklinde bir imza ilişti. Hemen üstünde de isim; Gül Candan. Yiyecek bir şeyler alma bahanesiyle ofisten fırladım.

Gül abla elindeki ahşap tepsiyi boyuyordu.  Yanına geçip oturdum. Babamın yanında beni birkaç defa görmüştü. Elindeki işi bırakıp benimle konuşmaya başladı. Onun yanında olmaktan, onunla sohbet etmekten büyük keyif aldım. Dükkânın rengârenk görüntüsünü Gül ablanın sesi daha da ısıtmıştı. Derken gözüm çalıştığı tepsiye ilişti. Bir kadın resmi vardı tepside, altında da iki tarih. Vefat etmiş olmalı diye düşündüm. “Gül abla insanlar neden ölmüş insanların resimlerini yaptırıyorlar, hatırlayamıyorlar mı?” Daha önceden bu soruyu hiç düşünmemiş gibi yüzüme hayretle baktı, gülerek “Hiç düşünmedim küçük adam, ama birinin öldüğüne gerçekten inanmak istemiyor olabilirler” dedi. O anda aklıma sen geldin. Ölüm sözcüğünü her duyduğumda olduğu gibi.

Gül ablayla samimiyetimiz iyice artmıştı. Kıskanmıyorsun değil mi? Bana da resim yapmayı öğretiyordu onca iş, güç arasında. Beni manevi anlamda büyütüyordu adeta; gerek konuşmaları, gerek bana verdiği değerle. Yine resim yaptığım bir gün içimdeki merakla dayanamayıp sordum. “Gül abla bana melek resmi yapmayı öğretir misin?” İçten gülerek, “Meleklerin şeklini biz bilemeyiz, bizim melek diye çizdiğimiz yine insana benzeyen örneklerdir. İstersen onu öğretirim” dedi. Tamam anlamında başımı salladım.

Sonunda resmim bitti. Benim yaptığım melek diğerlerinde olduğu gibi yere bakmıyor, yüzüme bakıyor. Ben onunla konuşurken de hiç başka yere çevirmiyor bakışlarını ve hep gülüyor. Umarım sana benziyordur. Annem bir keresinde “Ölüler ruhlar âlemine gider, oradan bizi izlerler” demişti. Yani melek olurlarmış. Görüyorsun değil mi? Bir de demişti ki orada zaman diye bir şey yokmuş. Birden gece olurmuş, birden gündüz. Ben de merak etmiştim sen de geceleri korkuyor musun diye; ben birazcık korkuyorum da…

Gaye’nin notu: yazı çizi atölyesi ürünlerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...