Kas 06

Ev | Burak Mermer

Yazan Editör Kategori atölyeden

Az, çok az kaldı. Kafamı kaldırınca görebiliyorum artık. Kaç adım attım buraya gelebilmek için, kaç gündür yürüyorum bilmiyorum. Gerçi buna yürümek denemez, ellerim de ayaklarım kadar sorumlu ağırlığımı taşımaktan. Epeydir toprağın kokusu burnuma daha bir yakından geliyor. Ne zaman düştüm de geri kalkacak gücü bulamadım, aklımdan silinmiş. Ormanı arkamda bıraktığımdan beri yemek, su önemini yitirdi. Yerdeki kuru otlar karnımı doyuramaz, kanını içebileceğim etine dolgun hayvanlar yok. Oraya, eve ulaşmak dahi eskisi kadar mühim görünmüyor gözüme. Yaşamaya devam etmemi sağlayan tek bir gayem var: ilerlemek.

Ama her şeyin olduğu gibi ilerlemenin de sonuçları var, bir hedefiniz yoksa bile sizi bir yerlere ulaştırıyor. Ben kimisinden daha şanslıyım, az ötemde dikilen yapı bir zamanlar benim için hayatta olmakla aynı anlama geliyordu. Neydi evi bu kadar önemli yapan, beni kimler ya da neler bekliyor orada hatırlamıyorum. Buraya gelmeme sebep olan olayların hatırası o kadar ağır ki, geleceğin güzel ihtimalleri gözümde bir bulanıklıktan ibaret. İlerlemenin ilk amacı kaçmaktı benim için, belki de hâlâ öyle ama ben farkında değilim.

İnanır mısınız benim de annem vardı bir zamanlar, bir babam ve hatta kardeşlerim. Kaç kişiydiler acaba, kız mıydılar erkek miydiler? Normal bir hayatım, arkadaşlarım, okulum, elbiselerim vardı; ödevimi yapmadığım için işittiğim azarlar, yarısında uyanınca sonunu merak ettiğim rüyalarım da. Sonradan anladım ki bizden nefret edenler, bizi öldürmek isteyenler de varmış. Hem de öyle çoklarmış ki tükürseler boğabilirlermiş bizi.

Bir anda oldu her şey. Önce onlar geldi, peşlerinden de alevler. Ateş o kadar hızlıydı ki onların nefretinden besleniyordu sanki; çığlıklardan, gözyaşlarından, dökülen kanlardan da besleniyordu. Hepimiz vardık, bir an sonra çok azımız kaldık geride. Siz hiç evinizin, eşyalarınızın, arkadaşlarınızın, ailenizin yandığını gördünüz mü? Ölmek üzere olan annenizin dudaklarında yazan “Kaç!” nidasını okudunuz mu? Öyle bir an ki o, annenizin yıllarca göz ardı ettiğiniz bütün istekleri tek bir kelimede toplanıp üzerinize çullanıyor. Hayatınızda başka hiçbir sese yer kalmıyor, yapabileceğiniz tek şey kaçmak oluyor. Ve kaçıyorsunuz siz de; koşarak, yürüyerek, en sonunda sürünerek uzaklaşıyorsunuz.

Peki karşımda dikilen bu evin hayali ne zaman belirdi zihnimde, nasıl oldu da ilerlemek arkamdakinden uzaklaşmak yerine önümdekine yakınlaşmak oldu? Metruk görünen şu puslu binayı, bahçesindeki köpek kulübesini, ilerisindeki samanlığı rüyamda mı görmüştüm yoksa? Tanıdığım birileri yaşıyor olabilir içeride, veya kendi irademle düşmanlarımın ayağına gelmişimdir. Gerçekten hatırlamıyorum. Bir önemi de yok artık. Geri dönemem, ilerlemekten başka hiçbir şey yapamam.

Her küçük adımımda ev daha da yaklaşıyor, benimse tek endişem ilerlememin sona erecek olması.

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden. Görsel, Andrew Wyeth’in “Christina’s World” adlı tablosu.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...