Ara 26

Mehmet Aksoy’un “Kendini Doğuran Adam” adlı heykeli

“Beni öp, sonra doğur beni”

Duru ile en sevdiğimiz şiiriydi Süreya’nın.

Bense kendi kendimi doğuran bir adamım. Belki de doğrayan. Kendi eliyle kendi kafasına sıkmış bir adam. Sevdiğim kadını kaybettim. Trajik gelebilir. Ama ben kaybettim. Sonunu kendim hazırladım. Çünkü kendime ve ona yetemedim. Müzik dinlemek için gittiğim bir barda bir kadınla tanışıp seviştim. İşte o günden sonra işler hep sarpa sardı. Sevdiğim kadın gitti, ben dağıttım. O bardaki kadın kimdi, onu bile bilmiyorum!

Sadece uçkur meselesi olabilir mi bu! Her şeyden önce bunu kendime nasıl yaptım? Benden bahsediyoruz yahu, her durum ve şartta “doğrucu Davut olan” benden. Tabii ki Duru’ya gidip kendim söyledim. Ne beklediniz ki benden, bu kadar doğru olduğumu söylerken; bizim yatağımızda, o aşüfteyle beni bastığını falan mı? Devamı

Ara 25

Sorunsuz ama yoğun geçen gece nöbetinden sonra biraz ayılabilmek için bahçeye çıktım. Gün daha yeni ağarıyor, gökyüzünde birkaç yıldız yanıp sönüyordu. Arka bahçeden gelen ıhlamur ve leylak ağaçlarının muhteşem kokusu beni mest ederken, bütün yorgunluğum kaybolmuştu.

Banklardan birisine tam oturmuşken kantinci Erol dibimde bitiverdi. Elindeki bol köpüklü kahveyi masaya bıraktı. Devamı

Ara 18

Ben bir zikirmatiğim. Renklerim var benim. Sade, yalın ve net.  İsmimse kullanan kişiyle özdeşleşir. Seda’nınki, Ayşe’nin, Özlem’inki gibi. Fabrikasyon ürünüm. Orada bir sürü kardeşim vardı. Büyük pazara sahip insanların eline düşene kadar, hepimiz yan yanaydık. Çok özlüyorum onları. Ne yapıyorlar ki? Hepsini geçerim de  “Mor”u, en yakın arkadaşımı hiç unutamam. Dükkândayken bir kutunun içinde dip dibe durur yaşar giderdik. Ne günlerimiz geçti be! Devamı

Ara 17

Holdingin döner kapısından içeri hızlı adımlarla girdim. Siyah Afyon mermeriyle döşenmiş geniş holü geçtim. 3 numaralı kabinin önüne gelip çağrı düğmesine bastım. Asansör 30. kattan aşağı doğru inmeye başladı. 30, 29, 28… Kırmızı panelde hızla değişen sayılar gözümün önünde geçit töreni yapıyorlardı. Hayatım boyunca onları hep sevmiştim, tabii matematiği de. Annemin dediğine göre anne, baba demeden önce bir, iki, üç demişim. Devamı

Ara 10

Son durağa dek yoluna saçılmış biçareleri insafsızca istifleyen dolmuşun boğucu havasından kurtulup, bozkır soğuğunu yüzüne yiyince bir ferahlama geliyor Fadime’ye. Olanca yorgunluğunu oracıkta unutup, adımlarını hızlandırmış ki “Ablacım, bir sayısal oynarız, di mi?” diyen Kiraz’ın ısrarcı bakışlarına tepkisiz kalamıyor. Gençliğin taşkın enerjisini maharetli ellerinde, cıvıl cıvıl şakıyan dilinde, masum bir uçarılıkla ışıldayan gözlerinde köpürten Kiraz’a karşı koymak ne mümkün. Sever de tazeyi. Devamı

yazı çizi