Nis 12

“Şehrin kalabalığı ve insanlar üstümüze üstümüze geliyor. Şunlara bakın: Boylu poslu adamlarla kadınlar ‘Buraların hâkimi biziz’ dermiş gibi dolanıyor. Kendileri yetmez, yüksek binalar egemenliklerinin sembolü sanki. ‘Bu gezegen bizim’ havasındalar.

Şu garip köpeklere yaşayabilecekleri bir köşe kalmazsa olacak budur. Ben de köpeklerimle kenti basarım.”

Şehrin göbeğinde, bankın etrafında on kadar köpek, tehditkâr bakışlarla bankta oturan önderlerini korumaya almıştı. Adam düşünmeye devam ediyordu. Devamı

Nis 11

Dün akşam toplandık, yazdık çizdik, konuştuk. Ne yazıyoruz, yazamıyoruz, nasıl yazıyoruz, bizi zorlayan metinler… Okuduğumuz kitaplar, okuyacaklarımız… Deneyimlerimizi aktardık, isteklerimizi sıraladık.

Böylece keyifle başladık atölyemize. 8 hafta boyunca verimli bir şekilde ilerleyip dilediğimiz gibi yazarak gelişeceğiz.

Devam eden cumartesi grubu yenileniyor. Cumartesileri 16.00-18.00 arası bu keyifli çalışmada yer almak isterseniz buyurunuz.

Nis 05

Yoksul evin kapısını güneş okşamaya başlamış, sokak öğle saatinde iyice boşalmıştı. Naciye, kapı önündeki taşın üzerine ilişerek ağrılı dizlerini güneşe verdi. Yaz başında güneşin bu kadar ısıtması pek de normal gelmiyordu, ama halinden memnundu.

Yedi yıl oldu, diye düşündü. Oğlu gideli tam tamına yedi yıl. Arıyordu arada bir aramasına da, bu yetmiyordu ki. Anne, ille de görmek isterdi yavrusunu, bağrına basmak. Neyse ki sağlığı ile ilgili bilgi alabiliyordu. Devamı

Nis 04

“Beyaz ten, pembe dudaklar, koyu kahve bakışlar… Eh, bacaklar, bel, göğüsler de fena değildi hani. Kim demiş, önemli olan ruh güzelliği diye, şöyle bir baktın mı aklında kalacak, kalacak ki dönüp tekrar tekrar bakacaksın. Gece rüyana da girecek, yolda yürürken yüzünü de gülümsetecek. Zaten daha genç değil miyiz, ruhen anlaşalım da ne yapalım. Yarın bir gün öyle ya da böyle veda edilecek, anın tadını çıkarmak lazım. Anın tadı tenle kokuyla olur. İki öptün mü gelecek planları yapan hatunlardan Tanrı korusun. Cepte para, serde gençlik varken eğlen eğlenebildiğin kadar.” Devamı

Nis 03

Korkarak girdin kapıdan içeri. Botlarını çıkarman uzun sürdü. Anneannen yardım etti düğüm olmuş bağcıklarını çözmene. Kafanı kaldırınca boy aynasında kendini gördün. Kamburun çıkmıştı. Çirkindin. Ayaklarını sürükleyerek yürüdün mutfağa doğru.

Biliyordun. O, dipteki odadaydı. Kokusunu duyuyordun. Ama gitmen doğru değildi yanına. Seni mutfaktaki tabureye oturttular. Kafanı masaya koydun. Ekmek kırıntılarıyla göz göze geldin bir an.  Çiçekli muşamba örtü soğuktu. İrkildin. Muşambanın soğuğu gözyaşlarını arkalara itti. Düğüm oturdu ince boğazına. Devamı

Mar 29

İçinde büyük bir heyecan vardı. Sonunda beklediği gün gelmişti. Üç asır beklemek fazla sayılmazdı böyle bir görev için, yedi asırdır bekleyenler vardı. Her asır bin bir derviş görevlendirilirdi dünya için. Her birine ayrı bir görev verilirdi ve o asır boyunca her yıl bir ülkede gezerlerdi.

Göreve başlamadan önce bedenini Şibumka’da bırakmak zorundaydı. Dünyada sadece titreşimler yayan bir iç sesi olarak gezecekti.

“Görevim ne?” diye sordu derviş Aknila, gururla karışık bir heyecan içinde. Devamı

Mar 28

Maliyeden emekli Cavit Bey,  yetmiş altı yaşındaydı. Beş yıldır Emekli Sandığı Huzurevi’nde kalıyordu. İkinci kattaki tek kişilik odasında pencereye doğru yürüdü. Dışarıdaki ilkyazı içerdeki sonyazdan ayıran cama yaslanıp dışarıya baktı. Üç gündür süren fırtına durmuş, bahçedeki ağaçlar bir gece içinde çiçeklerle bezenmişti. Beyaz çiçeklinin kayısı ağacı olduğunu çocukluğundan beri bilirdi, lakin çiçekleri pembe olanın cinsini çıkaramıyordu. Geçen bahar sormuş, “Süs kirazı” demişlerdi. Şimdi düşünüyor, bir türlü aklına getirip söyleyemiyordu. Devamı

yazı çizi