Mar 07

Dudaklarına yakın öpüyor onu. Bu ilk değil üstelik. Daha önce de biraz fark etmişti ama… Gittikçe yanakla dudak arasındaki mesafe kısalıyor gibiydi. Neyse ki bu kez bir sergide karşılaşmışlardı, kalabalıkta…

Ya yalnız olsaydık, diye geçirdi içinden, dehşetle. Üzerinden birkaç saatin geçmiş olması, hiç de azaltmışa benzemiyordu olayın etkisini. Şimdi aklında hep o sahne vardı. Onu bu kadar uğraştıran, içindeki kıpırtılar mıydı? Belki… Bu küçük olay bütün benliğini kaplamış, başka şey düşünemez olmuştu.  Devamı

Mar 06

İki tane yumurta kırdı, ıspanak yemeğine yumurta çok yakışırdı. Tam da kocasının sevdiği yemekler vardı bu akşam. Nermin, örnek bir ev kadını olarak evi temiz tutmak, giysileri yıkamak ve ütülemek, her öğün taze yemek hazır etmek görevlerini hiç aksatmazdı. Dolapta eksik mi var, markete gidilirdi. Bir tanıdığa ziyarete mi gidilecek, pasta börek hazırlanırdı. Kocası iş gezisine mi gidecek, valiz hazırlanırdı.

Menekşeler soldu diye sabahtan çiçekçiye gitmiş, yeni toprak almıştı. Saksıları değiştirmiş, çiçekleriyle konuşmuştu. Devamı

Mar 01

Gece saat tam dördü yirmi geçe korkunç bir baş ağrısı ile uyandı. Mutfakta lambayı dahi yakmadan, antreden gelen loş ışıkta dolabı açtı. Bir ağrı kesici içti. Isıtıcının düğmesine basıp mutfak masasına geçti. Üzerinde hâlâ dün akşamki kavganın yorgunluğunu taşıyordu. Başını ellerinin arasına alıp masaya eğildi. Saçlarını diplerinden tutup hafifçe çekti iki eliyle. Bu, hem ağrıya hem de ayılmasına yardımcı oluyordu. Dayak yemekten beter bir hâldeydi, tam da yılbaşı gecesi nasıl böyle bir kavgaya tutuşmuşlardı. Devamı

Şub 28

Oralet / P.

Yazan Editör Kategori atölyeden

Durduk yere obez olmadım herhâlde ben! Hep o üşengeç yaşlı cadının yüzünden!  İnceciktim bizimkiler beni ona emanet edip İngiltere’ye gittiklerinde. Hepi topu bir yaz geçirdim o cadının evinde. Daha ilkokul üçteydim. 19 kilo gittim, 33 kilo çıktım o evden.

Her gün sabah uyanır uyanmaz -bırak yüzümü yıkamayı daha yataktan doğrulmadan- üzerinde duman tüten turuncu oraletle bir paket kremalı bisküviyi dayardı burnuma cadı. “Günaydın güzel kızım, ay parçam” diye yapmacık gülüşüyle tepsiyi yatağın kenarına bırakır, pislikten rengi griye dönmüş basma desenli perdeleri açardı. Devamı

Şub 26

Issız kumsalda gece vakti. Vişne ağacının tepesindeyim. Serçeler uçuşuyor ay ışığıyla söyleşerek, sevişerek.  Olmuş vişne tadında yaşıyorum şimdi mutluluğu, ayın gülümseyen yüzünde bu muhteşem geceyi. Çocukluğumun vişne ağacı; dalları arasında saklambaç oynadığım, yemişleriyle karnımı doyurduğum, yasak düşlerimin saklı mekânı. Sevgili vişne ağacım…

Alacakaranlığında gecenin, kara bir orman, deniz. Usulca tutup ucundan ay’ı, atıyorum karanlığa. Yerine güneşi koyacağım. Masmavi bir ormana dönüştü bile deniz, kuşların şarkısında. Devamı

Şub 22

− Ne yaptınız evladım?

− …

− Yanlış Evren Tozu torbalarını almışsınız! Daha onların içine Ş’leri eklememiştim. A’yla K bir arada olsa da yetmez, biliyorsunuz. Kaç defa anlattım. Ş’siz tozları yiyen insanoğlu bir daha hayatı boyunca aşkı bulamaz. Hadi bari koşun da Ş torbalarını da gariplere saçıp gelin, öğleden sonra derse devam ederiz. Bazı Ş’ler yerini bulur, birileri Ş’siz kalmamış olur. Böylece belki “Aşka inanmıyorum” diyenlerin sayısı azalır, “Aşk vardır” diyenler artar. Devamı

Şub 20

Ilık kış gününün bulutlu öğle sonrasıydı. Kentin kalabalığında kendi içlerine çekilmiş insanlar hızlı hızlı yürüyordu. Bu kadar çok köpek, gündüz vakti bu sokakta hiç görülmezdi. Tek tek yürüyenler, oturan adamın çevresini sarmış, köpek çetesine meraklı bir bakış atıp kaçar gibi uzaklaşıyordu. Sırtını kitapçıya verip bekleyen gençler, kaçamak gözlerle onlara bakıp kimin ne kadar korktuğunu ölçmeye çalışıyordu.

Derken bir sokak fotoğrafçısı, elindeki makineyi oturan adama doğrultup art arda deklanşöre basınca ortalık birden aydınlanıverdi. Devamı

yazı çizi