Haz 28

“Roma’nın güneşi battı. Günümüz geçti.

Bulutlar ve tehlikeler gelebilir; işlerimiz tamamlandı.”

Shakespeare, Julius Caesar

 

Altı ay oldu gideli. Gittiğin günü hatırlıyorum da doğru dürüst vedalaşamadık. Üzerinde her zamanki kırmızı ekose eteğin ile kareli ceketin vardı. Saçlarını hep yaptığın gibi tepeden toplamıştın. Heyecanlıydın. Yüzün konuştukça al al oluyordu.

— İsmet abi, sık sık yaz olur mu? Aslında heyecanlıyım ama korkuyorum da. Yalnız bırakma beni e mi, ben yokken neler olduğunu anlat sürekli, olur mu? Devamı

Haz 27

Bilinçaltı çorbaya dönmüştü, ama çorba sadece acıktığında aklına gelirdi, başka da bir anlamı yoktu. Sonrasıysa malum… Karnını doyurur, kaldığı yerden devam ederdi. Çoktandır memur monotonluğuna kapıldığını söyler, dururdu. Sabah, akşam; gelişler ve gidişler…

Son günlerde, karısından ayrı geçirdiği zamanların arttığını fark etti. Özellikle hafta sonları, alır başını giderdi. Nereye gideceğine kendisi karar vermez; ayakları götürür, o giderdi. Kimsenin olmadığı bir yere gitmek istediğini söylerdi hep. “İlk giden ben olayım” derdi, “İlk gören ben. Kimse yaşamamalı, yalnız ben”. Devamı

Haz 26

Bir ayakkabı mağazasındayım. Hem kel hem de fodul erkek arkadaşımın ve babetçi ablamın aksine, topuklu ayakkabılara bayılırım. 23 pontluk ayakkabıları, tıkır tıkır denemeye başladığım anda kendimi kaybederim. Dünyaya 15 cm tepeden bakmak… Erkek arkadaşım kompleks yapsa, düztaban ablama fenalık gelse de umurumda değil. Sanırım ben, efsane bacaklı babaanneme çekmişim.

Bazı züppe arkadaşlarım demode bulsa da adımdan memnunum. “Cemile” babaannemin adı, köyün en güzel kadını. Dere kenarında çamaşır yıkayıp yürek yaktığı söylenir, nur içinde yatsın. Güzellik suç mu? Hakkında birçok rivayet var, ne derlerse desinler, ben inandığıma bakarım… Devamı

Haz 25

Toprağı özenle saksılara döktü. Karıştırdı, üzerini düzledi, oyuklar açtı. Domates fidelerini her bir oyuğun içine tek tek yerleştirdi. Toprağı sıkıştırdı. Kendisinde ne varsa parmak uçlarından toprağa akıyordu. Mutsuzluğu, yalnızlığı, her şeye geç kalmışlığı, yaşamamışlığı… Endişeleniyordu. “Gübresi mutsuzluk olan domates fideleri nasıl büyür?” diyordu. Büyüsün istiyordu. Domatesler çubuklara tutunup büyüdükçe içinde yer etmiş karalar seyrelecekti. Onu alıp içecek, canlanacak, yaşama karışacaktı. Onlara can suyunu verirken susadığını fark etti. Hiç tanımadığı, bilmediği bir yaşama susuzluk… Bir bardak soğuk su içti. Devamı

Haz 24

− Doktor doktor baksana!

Ayşen Hemşire doktor odasına hızla daldı. İçerisi loş ve havasızdı.

− Hastane yıkılıyor hâlâ horluyorsun!

Ercüment gözlerini araladı. O ana kadar kuş tüyü bir yatakta yatıyormuşçasına rahattı. Kafasını kaldırırken kaburgalarında hissetti, eski püskü çekyatın sivrilmiş yaylarını. Ağır ağır doğruldu. Her tarafı tutulmuştu. Ağzı yapış yapış…

− Ne var? Ne oluyor? Devamı

yazı çizi