Tem 03

Kaldırıma ayağı takıldı düştü. Hem de burun üstü. Okul dönüşü, yorgundu, aklı başka yerdeydi, insanlık hali; ama bu sefer bayağı sertti. Eve birkaç metre kalmıştı, burnu kanıyordu. Toparlandı, çantasından bir mendil çıkarıp burnuna tampon yaptı, eve doğru koştu.

Kapıyı annesi açtı. Bir anne için ne korkunç bir manzara. “N’oldu yavrum?” Annesinin aklına hemen üst komşusu geldi, doktorun kapısını çaldı.  İçeriden o kadar çok ses geliyordu ki kimse zilin sesini duymuyordu. Galiba yine ağabeyi kardeşini dövüyordu. Ne kalabalık bir aileydi. Yaramaz olana değil de şu doktor ablasına ihtiyacı vardı. Devamı

Tem 02

“29 harfi birden kullanacağım bir kelime bulacağım anne. Bu yeni kelime, sonsuzluk gibi derin anlamı olan bir kelime olacak” derken ne kadar da inanmıştım yapacağım şeye, çocuk aklı işte.

“Artık senin yanında kalsam ya, oraya gitmeyi hiç istemiyorum” deyince zavallı annemin gözbebeğindeki büyüme her şeyi anlatıyordu; onu artık ziyaret etmemem gerektiğini anlatan bakışlardı bunlar. Yatılı okulun son yılındaydım. Başladığım işi bitirememe huyum yüzünden kalıyordum yurtta. Yoksa çoktan kaçmış olurdum, sırf anneme söz verdiğim için kaldım o lanet yerde.

Bu hastanenin havası daraltıyor beni, hele bu deliler. Her köşede biri: bahçede, odada, lavaboda, koridorda… Devamı

Tem 01

Ayakkabılarımı çıkardım. Kapının üzerinden anahtarları sessizce çıkarıp içeri girdim ve kapıyı kilitledim. Günlerdir takip ettiğim proje beni yormuştu. Karnım çok açtı, bir şeyler atıştırdım. Salondaki koltuğuma oturdum, son iki günün raporlamasını yapmak üzere elime kalemimi ve kâğıdımı aldım. Yaptığım uzun otobüs yolculuğu boyunca uyumuştum.

Mola yerinde uyandığımda sarhoş gibiydim. Tuvalete girdiğimde insanların konuşmalarını hayal meyal hatırlıyordum. Yine bir cinayet işlenmişti. Trafik kazaları, zamlar. Kendime kızdım. İki gündür dış dünya ile ilişkim tamamen kopmuştu. Devamı

Haz 28

“Roma’nın güneşi battı. Günümüz geçti.

Bulutlar ve tehlikeler gelebilir; işlerimiz tamamlandı.”

Shakespeare, Julius Caesar

 

Altı ay oldu gideli. Gittiğin günü hatırlıyorum da doğru dürüst vedalaşamadık. Üzerinde her zamanki kırmızı ekose eteğin ile kareli ceketin vardı. Saçlarını hep yaptığın gibi tepeden toplamıştın. Heyecanlıydın. Yüzün konuştukça al al oluyordu.

— İsmet abi, sık sık yaz olur mu? Aslında heyecanlıyım ama korkuyorum da. Yalnız bırakma beni e mi, ben yokken neler olduğunu anlat sürekli, olur mu? Devamı

Haz 27

Bilinçaltı çorbaya dönmüştü, ama çorba sadece acıktığında aklına gelirdi, başka da bir anlamı yoktu. Sonrasıysa malum… Karnını doyurur, kaldığı yerden devam ederdi. Çoktandır memur monotonluğuna kapıldığını söyler, dururdu. Sabah, akşam; gelişler ve gidişler…

Son günlerde, karısından ayrı geçirdiği zamanların arttığını fark etti. Özellikle hafta sonları, alır başını giderdi. Nereye gideceğine kendisi karar vermez; ayakları götürür, o giderdi. Kimsenin olmadığı bir yere gitmek istediğini söylerdi hep. “İlk giden ben olayım” derdi, “İlk gören ben. Kimse yaşamamalı, yalnız ben”. Devamı

yazı çizi