Oca 02

Görülmeyen | Handan Namlı

Yazan Editör Kategori atölyeden
Resim: Derya Beyoğlu

“Ayna benim en iyi arkadaşım,

çünkü ağladığımda asla gülmez.”

Charlie Chaplin

Eve kadar kendini zor tutmuştu. Anahtarı kilitte döndürdüğü an sicim gibi göz yaşları yanaklarından süzülmeye başladı. İçeri girdi, topuğuyla kapıyı arkasından kapattı. Soğuk çeliğe sırtını yaslamasa düşecekti. Bacaklarının gövdesini taşıyacak gücü kalmamıştı. Boğazından yukarı çıkmaya çalışan hıçkırıkları artık engelleyemiyordu. Askısı, göğüs kafesinin içine geçmişçesine çöken omuzlarından kayan çanta, zemine çarptı; içindekileri kusar gibi yere boşalttı.

Ayakkabılarını, mantosunu, gömleğini, pantolonunu hızlı hareketlerle oracıkta çıkardı. Evin girişinde yakıp yok etmek istenen bir çöp yığını gibi bırakıp banyoya doğru yürüdü. Gözyaşı nehrinin azgın girdaplarında bir batıp bir çıkarak boğulmamaya çalışıyordu.

Işığı açmadan banyoya girdi, el yordamıyla buldu kabinin kapısını, kendini duşun altına attı. Tepesinden yağan buz gibi suya aldırmadan öylece dikildi. Tüm cildi soğuğu da sıcağı da geçirmeyen özel bir alaşımla kaplanmış gibiydi, hiçbir şey hissedemiyordu. O pis el kalçasını avuçlayıp sıktığında da keşke hissedemeseydi. Yüzünden, burnundan akıp ağzına dolan tuzlu suyun tadı mı yoksa yeniden canlanan an mı midesini bulandırdı, bilemedi.

Karanlığa alışan gözleri lifi aradı.  Şampuanı kendi üzerine sıktı. Sert lifi kazırcasına derisine sürtmeye başladı. O iğrenç, buram buram sigara   kokan dudakların, aç kurdun kurbanın boğazına yapıştığı gibi yakaladığı boynunu ovdu, ovdu. Sanki salyalarının kokusu duşakabinin içine dağılıyordu, genzinin yandığını hissetti. Kuvvetli bir öğürtü çıktı boğazından.

Sabun köpükleri henüz çıkarmadığı sutyeninden aşağıya yollar çizerek küloduna doğru akıyordu. Pervasız, etli avucu, kalın sopa gibi parmakların baskısını hissetti. O anda olduğu gibi, bez bebek misali iki büklüm katlanıverdi vücudu. Kulaklarında gevrek gevrek sözcükler dönmeye başladı.

“Bir süredir gözüm üzerinde. Güzel fikirlerin var. Yaratıcı. Yaratıcı insanlar çılgın olur. Sen de çılgın mısın?”

“N’apıyorsunuz, ne diyorsunuz?” diyemeden eklemişti arsız.

“Tabii fikirlerin güzel olması yetmez yükselmek için, arkanda seni destekleyen birisi olması lazım, yoksa sen de yaratıcılığın da harcanır gidersin.”

Bunu söylerken onu duvarla göbeği arasına sıkıştırmıştı. Bergamot, anason, karabiber karışımlı ağır parfümünün altına saklamaya çalıştığı, ekşi ekşi ter kokusunu duyabiliyordu. Sahi o cendereden nasıl çıkmıştı, hatırlamıyordu. Sanki o odada sesi de kısılmıştı, yoksa sağır mı olmuştu da kendi sözlerini duyamamıştı. Her zaman çan çan öten çenesi kasılıp kalmış, felç inmiş insanlar gibi ancak ne olduğu anlaşılmaz mırıltılar üretebilmişti.

Su üzerinden akıp geçerken, iç çamaşırlarını da çıkardı, ayağıyla duşun bir kenarına doğru iteledi. Her santimetrekaresini üzerine değen pisliği temizlemek için köpürttükçe köpürttü. Yukardan gelen suyun titrettiği dudaklarının, vücudunun yeni yeni farkına varmaya başlıyordu. Armatürü sıcağa ayarladı. Kaskatı kesilen kaslarının yavaş yavaş gevşemesini, rahatlamasını takip etti. Bir süre daha bu ılık dokunuşlara izin verdi.

Kapıdan giren ışıkta silueti seçilen bornozunu askıdan aldı, kabinden çıktı. Banyonun içi buhar olmuştu. Lavabonun aynasını eliyle silerek yansımasına baktı. Ortamın loşluğu bile ağlamaktan kızaran, damarları belirginleşen göz aklarını, akan rimellerin rakunlaştırdığı göz çukurlarını gizleyemiyordu. Buharların yoğunlaşmasıyla yukarıdan aşağıya süzülen damlaları bir kere daha temizledi. Şimdi gözlerini görebiliyordu. Daha da dikkatli baktı. İçi kalktı, öğürecek gibi oldu, geçti. Arkasında saklanan şeyi görmek istercesine yine baktı. Gözbebeklerinin karanlığında sahne tekrar ediyordu. Bu sefer apış arasına geçirdiği dizle adamı iki büklüm ediyordu.

“Öyle mi” diye bağırıyordu kadın, “Sen mi desteleyeceksin? Ne karşılığında? Buradaki diğer kadın çalışanlara da böyle mi destek oluyorsun? Desteğini al kıçına sok”.

Aynadaki yansımasının kaşları iyice çatılmıştı, göz bebekleri büyümüş, içindeki siyahlık uzamıştı. “Evet iyi bildin, yaratıcı insanlar çılgın olur, gözü kara olur, rezil olmaktan da rezil etmekten de korkmaz. Bundan sonra sen benden korkacaksın. Ne zaman, nasıl ifşa olacağım diye. Bir daha da kimseye yapamayacaksın bana şu an, burada yaptığını.”

Bu sahneyi izlerken rahatladığını hissetti, yüreğine çöreklenmiş ağırlığın sıklaşan nefes alışverişiyle hafiflediğini fark etti. Lavabo aynasının arkasındaki dolaptan göz temizleyicisini ve makyaj pamuğunu aldı. Gözlerinin etrafındaki karalığı temizledi. Kapı eşiğini atladı. Lambayı kapatmak için düğmeye bastı, ışık banyoyu aydınlattı.

Not: Resim, Ressam Derya Beyoğlu’na ait. yazı çizi atölyesi öykülerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...