Tem 27

Hayal, Gerçek, Sıradanlık

Yazan Editör Kategori her şey

Nazlı Eray’ın Ekmek Arası Rüya kitabındaki yazılarından birinde önerdiği, Truman Capote’nin Yaz Çılgınlığı romanını bitirdim az önce. Romanın sonunda, saklandığı yerden çıkıp elli yıl sonra –yazarının ölümünden on yıl sonra- yayımlanmasının ilginç öyküsü de var. Yazarın kendini tüketerek ölüme yolculuğu da anlatılıyor biraz. Romanda da izlerini bulduğum, hayallerin gerçeklerle uzlaşamaması, gerçeğe dönüşen hayalin sıradanlaşmaktan kurtulamayışı, kendi yaşamımda hissettiğim rutini anlatıyor bana.

Hayal, gerçeğe yol alırken, ışık huzmelerini, parlaklığını, taşıdığı renk ahengini kaybederek yürüyor. Saklı yerinde kalan hayalse ışığını hiç yitirmiyor. Yaşamda sıkça duyumsadığım bir şey bu. Bazen de kurduğum hayal sıradan geliyor bana, renksiz, kokusuz. Sınırlanmış, mantık çemberine sıkışmış hayaller… Tıpkı ruhsuz gerçekler gibi. Gündelik hayatın ayrıntılarıyla kalabalıklaşan anlar. Işıkları, ayrıntıların soldurduğu gerçeğe dönüşüm süreci. Yürekteki duygu zenginliğinin sıkışıp kalması mı?

Truman’ı öldüren de buydu belki. Ne kadar yazsan yetmemesi, yansıtamaması sözcüklerin. Sonra da yazamamak, tamamlayamamak. Yazmanın anlamsızlaşması, yetersizleşmesi yüreğin, sıkışıp boğulması. Belki hâlâ yazabilmenin sırrı bu kabulleniştedir. “Nasılsa yetmeyecek” kabullenişinde. Yazmaktan uzaklaşmak, reddedişin yoğunlaştığı zamanlarda. Sonra yeniden kabulleniş. Galiba çok söylenen yanlış bu. Yazmak değil isyan, yazmamak. Kendine direnmek, yazmayarak.

 

 

Yorumlar beslemesi .

Yorumlar



yazı çizi  
Facebook Twitter More...