Nis 15

İhtimaller | Sezgi Aytekin

Yazan Editör Kategori atölyeden

Burası biraz ücra bir yerde kalmış. Arka sokakta ama içerisi hiç beklemeyeceğin güzellikte. Siyahi bir kadın solist, saksafon çalan da siyahi bir adam, diğerleri yerli Amerikalı. Bu ne biçim tabirse, kendimden beklemezdim bu açıklamayı.

Sahi insan kendinden ne bekler ki?

Müzik alıp götürmüş beni, baksana, gene atlamalı bir sürü şey düşünür olmuş beynim. İnsan kaç yüz tane şey düşünebiliyor saniyeler içinde, bir sürü olasılık, yaşanmışlık, yaşa-na-mamışlık… Mekân karanlık sayılır, loş. Hem insanların hem müziğin sesi çok iyi geliyor. Kırmızı şarap sipariş ediyorum. Üzerimde de kırmızı bir elbise, bacaktan itibaren yırtmaçlı ve sırt dekolteli. Hep hayalimdi, buralarda böyle giyinmek. Hem bu hayali kanlı canlı yaşayabilmek hem de burada olmak mutlu etti beni. Tavsiyeler üzerine bu caz bara gelmeye karar verdim. Kimseye de haber vermedim açıkçası. Neticede kafamı düzeltmeye geldim ve biraz da yalnız kalmaya. Yoksa okyanusları ne diye aşacaktım ki. Kabul edelim iyi bir karar vermişim. Değişiklik her zaman iyidir. Nefes aldım şu bir haftada…

Küçük yuvarlak masaları, sahne görünecek şekilde konumlandırmışlar. Bar hemen arkamıza düşüyor. İsteyen oradan eşlik ediyor müziğe. Siparişim çok şık bir sunumla geliyor, peynir tabağı da söylemiştim. Kendimi kaptırıyorum müziğin ezgilerine. Kadının sesi su gibi. Sonra nedense bir adam gözüme çarpıyor. Kendimi alamadan onu izliyorum, karşı masada oturuyor. Benim aksime kalabalık grupla gelmiş. Arkadaşları olmalı. Etrafı kalabalıkken, kendi bu kadar yalnız bir adam görmedim. Neden? Kalabalıklar arasında yalnız olmak! Aslında tanıdık bir his gibi. Yani yıllar önce tanıdığım birine çok benziyor…

Çok şık giyinmiş; bej rengi açık bir kot, üzerinde mavi bir gömlek, gömleğini dışına bırakmış, üstüne de siyah bir deri yelek. Her iki kulağında halka küpeler, kel kafalı. Dalmış gitmişim bakarken. Baktığım adam da, gördüğüm ne onu bilmiyorum. Aynı an gibi ama zaman makinası var da, 10 sene öncesine gitmişim sanki. Aynı akşamı yaşar gibi…

Kendimi temize çekmeye gelmiştim oysaki… En azından öyle sanıyordum. İşte bilinçaltı, neyi ne zaman açığa çıkaracak bilinmiyor. Uzunca zamandır düşünmediğimi sandığım anılar pat diye, en alakasız yerde karşıma çıkıverdi.

Yıllar önceydi, sanılanın aksine başımdan şahane bir aşk hikâyesi geçmişti. Bir barda başlayıp farklı bir barda son bulmuş, uzun soluklu bir serüvendi. Herhangi bir barda “Sana âşık oldum kadın” diyen bir adamdan, yine herhangi bir barda “Seni sevmiyorum artık, zorla mı” diyen bir adama evrilmişti. Sorun ne sadece onda ne de bendeydi.

Yeniden aynı yerlere dönmeye başladım. Fondip yaptım şarabımı, tekrar eden birkaç bardağı da… Sonra fondip kelimesinin anlamsızlığına takıldım. Yani anlamlı ama garip işte. Çağan’ın bir dizisinde kadın kendini “Fondip Mehtap” diye tanıtıyordu. Çok sevmiştim bu kullanımı. Ben de her içeceği bekletmeden içtiği için anneme “Fondip” demeye başlamıştım. Düşünceler arasında gülümseyip, kafamı sağa sola doğru çevirirken başımda duran adamdan bihaberdim.

“Gülümsemenizi bölmezsem oturabilir miyim, belki eşlik ederim.”

Şaşkın bir vaziyette “Tabii buyurun” diyorum. Bu arada adamın saçlarının uzun olduğu detayı, soğuk duş etkisi yaratıyor bende. Onu kel sanmış ve öyle görmüştüm. Üstelik küpeleri de yok, gülerken çıkan gamzeleri de… İyi de beş dakikadır baktığım adamın gülmesine ve akabinde ona eşlik edebilecek gamzelerine şahitlik etmedim ki ben. Bu neyin detayı?

Ben bunları düşünüyorum, adam sandalyeye yerleşmeye çalışıyor, sahnede “Oblivyon”u çalıyorlar, solist yorulmuş dinleniyor.

“Ömrüm” diyorum, duyan olmuyor. İkiye bölünmüş benliğim “Hâlâ geçmedi mi, ne zaman geçecek” diyor.

Adam bir şeyler söylemeye çalışıyor, duyamıyorum. Sanki ben duymak istedikçe, saksafoncu daha çok bağırtıyor sazını. Ama imkânı yok gibi, hem dışardaki bu seslerden hem beynimin içindekilerden adamı duyamıyorum. Ee dudak okumada da pek iyi sayılmam. Anlamış olmalı ki “İsterseniz terasa geçebiliriz” diyor.

İhtimaller diyorum beyefendiler ve hanımefendiler, ihtimaller… Hepsini hesaplayamazsınız, bazen bırakmak gerekir, düzelebilmek ve belki de sadece yeniden içinde kelebekleri uçurabilmek için…

“Memnuniyetle” diyorum, şalımı alıp ayağa kalkerken…

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...