Kas 30

İki pil | Serpil Akçay

Yazan Editör Kategori atölyeden

Araba Ulus Hali’nin girişinde durdu. Deniz kapıyı kapatırken eğilip “Yarın kaleye keşkül yemeğe gidelim” dedi. Arabadaki olur anlamında başını salladı. İş arkadaşı Ayşe ile haftanın iki günü gittikleri, tren garına yakın spor merkezinden dönüyorlardı. Bütün gün işte yorulduktan sonra bir de spor yapmak akıl karı değilse de 8 senedir bundan vazgeçemiyorlardı. Yürüme bandına çıktıktan sonra, salgılanan mutluluk hormonundan dolayı, insan kendini alakasız bir sürü şey üzerine umut etmeye, birçok şeyi yapabilecekmiş gibi hissetmeye başlıyordu.

Hava mayıs ayına göre çok sıcaktı. Etraf deyim yerindeyse pazar yeri gibi cıvıl cıvıldı. Otobüs durakları evlerine dönmeye çalışan bir sürü insanla doluydu. Kimi çocuğunun, kimi valizinin sapını sıkı sıkı tutmuş, – uzun zamandır görmediği sevgilinin yolunu gözler gibi– aşağıdan gelecek otobüsünü bekliyordu. Hareketler ağır ve umursamazdı.

Deniz halin önünden aşağıya Anafartalar Çarşısı’na doğru inerken ani bir kararla döndü. Büro arkadaşına söz vermişti. “Bugün gezecek enerjim yok, gidip pilleri alayım” dedi kendi kendine. Her akşam bu vakitlerde çarşı pazar gezmeye bayılırdı. Dörtyola geldiğinde kendini caddeye attı, korna seslerine aldırmadan,  koşa koşa karşı kaldırıma geçti. Ulus Şehir Çarşısı’nın alt katındaki Zencefil markete doğru yürümeye başladı. Çarşının önünde şaşılacak derecede düzgün sıra olmuş, bir grup insan servis bekliyordu. Deniz aşağı doğru inen yürüyen merdivenlere ilerledi.

Merdiven hareket ederken ilk basamağa atladı. Yürüyen merdiven zeminle buluştuğunda ayağını atıp markete girmişti ki kulakları sağır eden bir patlama sesi duyuldu. Deniz refleks olarak başını elleri arasına aldı. Kulakları uğulduyordu.

Yer ayaklarının altından çekilir gibi oldu,  panik halinde tutunacak bir yer aradı. Adım atmak istedi yapamadı, dizlerinin bağı çözülmüştü. Etrafına bakındı, insanlar dehşet içinde akvaryumdaki balıklar gibi ağızlarını açıp kapıyorlardı. Duymuyordu, çınlama geçtikten sonra anladı ki çevresindekiler çığlık atıyor, bağırıyor, ağlıyordu.

Deniz tam adımını atmışken, birden yukarıdan aşağı yoğun bir sıcaklık ve kül bulutu indi, sıcak hava yüzünü yalayıp geçti, nefes alamıyordu. Eğildi, bir iki kez öksürdü. Birden gözlerinden yaş boşaldı. Her şey saniyenin onda biri kadar kısa bir zamanda olmuştu.

Marketin içindeki insanlar dışarı çıkmak için deli gibi yürüyen merdivenlere doğru hücum etti. Kalabalık grup Deniz’i de aralarına alıp sürüklemeye başladı.

Ana caddeye çıktığında, gördüğü manzaradan dili tutuldu. Gri bir kül bulutu içinde her yer kıpkırmızıydı, parçalanmış insan cesetleri etrafa saçılmıştı. Yaralı bir sürü insan yerlerde ağlıyor, haykırıyor ellerini uzatmış acınası bir halde yardım dileniyordu.

Anafartalar Çarşısı’nın giriş katı neredeyse yok olmuştu. Birkaç saniye önceki cıvıl cıvıl görüntü yerini savaş alanına bırakmıştı. Havada yanık et ve kan kokusu vardı. Denizin gözüne iki yol arasında duran, küçük bir kız çocuğu ilişti. Kızın sırtındaki okul üniformasının arka kısmı sıcaktan dolayı erimişti, yarısı yanmış saçlarından dumanlar çıkıyordu. Şoktaydı. Deniz beyninin düşünebilen kısmıyla çantasındaki cep telefonunu buldu, 112’yi aradı.

Kısa bir zaman sonra uzaktan siren sesleri duyulmaya başladı. Sırtındaki montu çıkardı ve küçük kıza doğru yöneldi. Cam kırıkları ayaklarının altında çıtırtı sesi çıkarıyordu.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...