Ara 26

Kendini doğuran adam | Sezgi Aytekin

Yazan Editör Kategori atölyeden

Mehmet Aksoy’un “Kendini Doğuran Adam” adlı heykeli

“Beni öp, sonra doğur beni”

Duru ile en sevdiğimiz şiiriydi Süreya’nın.

Bense kendi kendimi doğuran bir adamım. Belki de doğrayan. Kendi eliyle kendi kafasına sıkmış bir adam. Sevdiğim kadını kaybettim. Trajik gelebilir. Ama ben kaybettim. Sonunu kendim hazırladım. Çünkü kendime ve ona yetemedim. Müzik dinlemek için gittiğim bir barda bir kadınla tanışıp seviştim. İşte o günden sonra işler hep sarpa sardı. Sevdiğim kadın gitti, ben dağıttım. O bardaki kadın kimdi, onu bile bilmiyorum!

Sadece uçkur meselesi olabilir mi bu! Her şeyden önce bunu kendime nasıl yaptım? Benden bahsediyoruz yahu, her durum ve şartta “doğrucu Davut olan” benden. Tabii ki Duru’ya gidip kendim söyledim. Ne beklediniz ki benden, bu kadar doğru olduğumu söylerken; bizim yatağımızda, o aşüfteyle beni bastığını falan mı?

Bu olaydan sonra uzunca bir tedavi gördüğümü hatırlıyorum. Hastanede yatmışım. Ama anılarım hep kesik kesik. Bazı sahneler net, ama gerisi yok. Duru’ya dair yaptığım şeyden utandığımı hatırlamıyorum ama korkunç bir pişmanlık yaşadığımı biliyorum. O günden beri kendimin bile kendine güveni kalmadı be.

Hastane sürecimde, can yoldaşlarım Bora ve Ahmet hep benimleymiş. Bir tek ailemi göremedim, sorup duruyorum, tam cevap vermiyorlar. Kem küm edip duruyorlar. Başım da çatlayacak gibi ağrıdığından, saatte bir yediğim ağrı kesicilerin etkisiyle olsa gerek, sürekli uyutuluyorum. Uyanınca da kafam çalışmıyor. Tam kendime geldim, “Ailem, Duru” diyorum, hop yeniden uyumuşum. Böyle diye diye sanırım ayları devirdik.

İyi hissettiğim bir gün, havada hafif güneş, nisandan kalma serinlik, bahçeye çıkardılar beni. Tabi doktorumuz Servet Bey de bizimle. Biraz güzel şeylerden bahsettik. İşte durumum iyiye gidiyormuş, böyle giderse beni taburcu edebileceklerini falan söylüyorlardı.

Servet Bey’ sordum: “Ailem nerde, neden beni görmeye gelmediler?”

“Selim Bey biz de onu söylemek istiyoruz. Siz çok ağır bir kaza geçirdiniz. Yaklaşık 8 aydır uyuyorsunuz. Neler olduğunu hatırlayabiliyor musunuz?”

“Sanırım barda bir kadınla tanıştım ve sevdiğim kadını aldattım. Oraya kadar her şey tamam, ama sonrası yok.”

“Hayır Selim Bey, olaylar öyle olmadı. Bu tamamıyla beyninizin size bir oyunu. Siz bara sevdiğiniz kadınla gidiyorsunuz. Çünkü bebeğiniz olacağını öğreniyorsunuz. Kutlama yapacaksınız. Bu haberi alınca, anne baba ve ablanız da sizinle olmak için geliyorlar. Hepiniz çok güzel eğleniyorsunuz.  Üstelik alkol de yok ortada. Dönüşte, herkesi eve bırakmak üzere yola çıktığınızda kaza geçiriyorsunuz. Tem otoyolunda karşıdan kontrolden çıkmış bir tır sizin üstünüze sürüyor, çeviremiyorsunuz. Duru Hanım bebeğinizle orada hayatını kaybederken, aileniz bir ay kadar yoğun bakımda kalıyor ancak ne yazık ki onları da kurtaramıyoruz. Başınız sağ olsun. Bir siz kalıyorsunuz.”

“Bir siz kalıyorsunuz.” Bir ben miyim kalan? Neyden kalan mesela?  Hayatta kalan mı? Hayattan kalan mı? Ne buuu!

“Bu nasıl bir hikâye Servet Bey? Nasıl kafayı yemeden kaldım ben hayatta.”

“Selim Bey, bu size on üçüncü söyleyişimiz. Artık hazırsınız dediğimiz her an farklı tepkiler verdiniz. Tedavi süreciniz uzadı. Kafanız hep başka bir hikâye oluşturdu. En çok ısrar ettiği hikâye ise bu aldatma olayı oldu.”

Sonra neden bilmiyorum hep düşündüm, “bu aldatma olayında neden bu kadar takılı kaldım” diye. Duru ile son gecemizde, sevdiğimiz bir dostumuzu, eşi aldatıyordu. Ona şahit olmuş ve çok üzülmüştük. Beynim de bu oyunu seçmiş kendine, son geceden böyle bir seçki yapmış. Sanılanın aksine bir yaşam belirtisiymiş, benim bu anlam veremediğim şeyler. Anlam veremesem de kabul ettim. Derin bir sessizliğe gömüldüm. Doğmamış, Duru’mun doğuramadığı bebeğimiz için “kendi kendini öpüp doğuran” adam olmaya karar verdim ve bütün bir hayatı sus-tu-m.

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...