Oca 07

Kırmızı | Pelinsu

Yazan Editör Kategori atölyeden

kirmiziEmirgân’dan Hisar’a doğru giderken sol tarafta yaşamayan bir köşk vardır. Köhne, kimsesiz, sarmaşıklarla kaplı, kokusunu içine çekemediği denize sıfır. Uyuyan bir prenses yaşar derler. Hikâyenin orada geçtiği filan yok. O prenses uyuyor hâlâ. Bizim kız geçerken bir taş atmış o bahçeye, bilmeden. İnanışa göre de oraya taş atan genç kızlar muradına erermiş. Olacak iş ya, kuyuya isabet etmiş attığı taş. Kırk deli çıkarmaya çabalarken yıllar geçmiş. Öykü, ülkemizde maşallah sıfatını hak eden kırk birinci adamla masal tadında başlamış. Sevip sevişen, üstüne bir de iki kelam edebilen her çift gibi bekârlığa hızlı bir veda edip evlenmişler.

“Seni hâlâ seviyorum güzel adam.” Yine son cümlemle başladım yazmaya. Yazmaların bize iyi gelmediğini biliyorum. Ama istiyorum. Yerde buruşuk kâğıtlar; güzel günlerimizi hatırlatsın diye ortalığa saçtığım kareler; oda kafam kadar dağınık, fonda hafızamı aydınlatmayan loş ışığa eşlik eden şarkılarımız var.

Ve buruşturulup fırlatılmış bir kâğıt daha diğerlerinin arasında yer buluyor kendine. Seyrettim düşüşünü. Olmuyor. Bizim gibi akıp gitmiyor işte kelimeler kalemimden.

Biraz nostalji iyi gelir belki. İlk karşılaşmamıza götürmek istiyorum gözlerimizi. Dört yıl önceden bakmak istiyorum aşkımıza. Aşkımıza mı? Biz âşık olduk mu Murat? Benim aklım o köhne köşke gitti son günlerde. Yalnızdı ama huzurluydu. Gözlerini açmıyordu gelip geçene, etrafında dolaşanları duyamayacak kadar derindi uykusu. Beyni bakire, bedeni diri, kafası rahattı. Hiçbir kayının dokunmaya cesaret edemediği renkli hayalleri vardı.

Bak yine çöp oldu kâğıda dökülemeyen bir hikâye daha. Her fotoğrafımızın arkasında duyduğum, annenin yaşamımızın bam telinden esirgemediği çiğ kahkahalarının sesi. En iyisi biraz daha kafayı bulmak.

Karaftan kadehe boşalan kırmızı şarap gibisin sevgilim. Gözlerim bulanık, ruhum üçüncü kadehle uyanıyor. Ellerin bedenimde dolanıyor sanki. Bardağın kenarından taşmış damlalar her şeyi unutturup sana akıyor. Ofisinden içeri girdiğimde, omzunla kulağın arasına sıkıştırdığın telefonla konuşurken diğer elinle gömleğinin kollarını kıvırdığın sahne; seni ilk arzulayışım düşüyor aklıma. Şimdi tekrar kaybolmak istiyorum o kolların arasında. O zamansa uyanmak istiyordum sadece. Beyin, içinden geçenleri seçmeden yaşatacak kadar karışık bir meze tabağı. Bilinç, bir gece kulübü. Alt katta yaşayamadıkların çılgınca dans ederken, üst katta fasıl ekibi eşliğinde kâh gülüyor kâh ağlıyorsun. Yaşandıkça o güçlü arzular, seni günlük rutinlere bırakıyor. Merakım ise peşine düşüp seni hayatıma ortak alacak kadar güçlü. Bir gecelik dilek, yıllarım oluyor. Elektrik faturası ödenmediği için edilen kavganın ardından, karanlıkta sevişmekten keyif aldığın bir evcilik oyununa dönüşüyor ilişkimiz. Her uyanışın aynı adamla olunca siyah beyaz ekrana yansıyor pastel düşlerin. Kontrast ana renklerle oyunlar oynarken yaşam akıp geçiyor; bazı geceler renkleniyorsun.

O gece kızı zar zor uyuttuk. Senin süregelen döngünde her şey normaldi. Her zamanki gibi ışığı kapatıp son sahnesini hiçbir zaman seyredemeyeceğimiz bir film açtık. Koltuğun diğer ucundan bana yaklaşırken tepkisizdim. Beni alıp göğsüne yatırdığında, günün en huzurlu anında, yorgunluğumu filmin içinde kaybetmek istedim. Oysa kollarımda, boynumda ve saçlarımda hissettiğim zarif parmaklarınla dinlendim. Dudakların kulağımın arkasında dolaşırken, kendimi akışa bırakamayacak kadar bitkin hissetsem de dudaklarım yola çıkmıştı çoktan. Kafamı kaldırdığımda, annenin gök rengi eleştiren bakışları, kareli pijamanda belirdi. İstemsiz bir hazır ola geçişle doğruldum. Karşı koyamadığımı bildiğin ısrarcı dokunuşlarına rağmen ilk defa seni reddettim. Oyuncağı elinden alınmış bir erkek çocuğu oldun karşımda; kadınlığım yaşadıklarımın arkasına kaçmıştı çoktan. Annen, diye başladım cümleye yine sondan; saatlerce anlatabilirdim bana yaptıklarını, ama sen susup kırılan erkeklik gururunla uyumayı seçtin. En uzun küslüğümüzün arifesi sabah da dinmedi öfkem, seni kalıtsal hakaretlere boğdum.

Üç gündür yoksun. İçimden geçenleri duymayacak kadar kızgınsın biliyorum. Elimdeki son kâğıdı da anneni düşünerek öfkeyle buruşturup fırlatırken, karafın dibinde kalan kırmızı sana çağırıyor beni. İstiyorum işte. Senden başka kimse yok gözlerimde. Gelmesen de her şeyi bırakıp sana koşacak bir kadın susmuyor içimde. Tüm hissettiklerimi tek bir cümleyle sana anlatacak cesaret, elimi telefona götürüyor.

Seni hâlâ seviyorum güzel adam. Kız uyudu gel hadi.

Gaye’nin notu: yazı çizi atölyesi ürünlerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...