Oca 10

Meçhul ressam | Yahya Salim

Yazan Editör Kategori atölyeden

Asırlar süren karanlıktan kurtaran beni, siyahlar giymiş bir kadındı. Hatırlıyorum, sert, kemikli çehresini gizleyen dantel peçeyi. Yüksek topuklu ayakkabılarının sesini işitiyoruz önce, sonra beliriyor narin silueti. Birilerine emirler veriyor derin sesiyle.

Tablolar, karalama defterleri gün ışığına çıkıyor, yer katmanlarını deşerek bana ulaşan ipeksi parmaklar, temizliyor örümcek ağlarını. Zamanın ötesinden gelen melek olarak hatırlayacağım onu.

Ressamımın kim olduğunu soruyorlar bana. y.s. harflerini görüyorlar köşede. Yüzünü hatırlıyorum hayal meyal, kıvırcık saçlarını, şimdi solucanlarınkine karışmış kokusunu.

Bana bakıyor, yanında başka biri, parmağıyla gösteriyor, eli fırça darbelerini taklit ederek savruluyor havada. Mağaranın duvarlarında gölge oyunu…

Suratıma bir kare çizmiş, rasgele boyamış yüzümü, alt katmandaki manzara resmini sıvamış boyayla. Öyle bir oyun oynadım ki onlara, diyor, madem anlamıyorlar emeğimi, fikirlerimi, sanatımı. Unutmayacaklar ismimi.

Bu duyarsız sözlerin acısını taşıdım karanlıkta, hiçbir kıymetim yoktu demek.

Unutulduğum köşeden izledim macerasını. Arzusunun kedere gömülerek yokolmasını. Oysa hep derdi, şan şöhret değildi gayesi, fırçasının darbeleriyle yeni mecralar açmaktı, kaygısızca. Hevesi, çabası, emeği ezildi korkunun ağırlığıyla. Son nefesinde kendi ismini sayıkladı.

Şekil bulmayı kendi seçmemiş bir kanvasın hissiyatına bunca sağır olan ressamdan acı, kekremsi bir tad kalmıştı geriye.

Ressamımın kim olduğunu soruyorlar bana. y.s. harflerini görüyorlar köşede. Hatırlamıyorum ismini diyorum, hayır, hatırlamak ne mümkün.

***

İnzivam sırasında bu sahneyi sonu gelmez bir hikaye olarak temrin ettim, kimse dinlemiyordu artık, ama konuşmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu, karanlığa karışarak yokolacak ya da kelimelere tutunacaktım bütün kuvvetimle, takatimin son raddesine kadar. Kelimelerin tortusunda şekillenerek.

Şimdi anlıyorum ki, daima biliyordum meleğimin birgün geleceğini, nuruyla aydınlanacağımı. Beklemiştim, beklediğim oydu.

Siyah peçeli kadının sözleriyle ışığa boğuluyor, yeniden doğuyorum zamanın köpüklerinden. Hendese şekillerinden ibaret, diyor, ilk bakışta. Ressamın hilesi.  Meraklı bir haleti ruhiyeyle, biraz öteden baktığımızda, fırçanın dokunuşları bize asıl hikâyeyi anlatıyor; yüzeyde gördüğümüz şekillerden fazlası. Bakın renkler nasıl tabaka tabaka ayrışıyor. Zamanın şekillendirdiği katmanlar, manzaranın farklı tarihsel katlarına girizgâh teşkil ediyor, çağların derinliklerine davet ediyor seyredeni. Fırça darbeleri basit şekillere değil, şekiller renklere fon oluşturuyor demek. Ressam, şekillerin ötesindeki resim arayışını belgeliyor, tanık oluyoruz saf resmin peşindeki macerasından bir sahneye.

***

Âla-yı vâlâyla takdim ediliyorum umuma.  Bir profesör – kendini öyle tanıtıyor – bütün bu detayın ressam tarafından hesaplanmış mı, yoksa hesaplanmadan mı meydana gelmiş olduğunu bilmiyoruz, diyor. Kesin olan, tesadüf olamayacağı. Öyle olsa, onca araştırma, etrafında kopan bütün gürültü boşuna olmaz mıydı?

Müzeye yerleştiriyorlar beni. Spot ışığı gözlerimi alıyor önce ama alışıyorum yavaş yavaş. Her gün karşımdan geçit alayı gibi sıra sıra boy gösteriyor insanlar, kutsuyorlar beni.

Karşıma geçip temaşaya dalıyorlar.

Ben de onların karşısındayım, seyrediyorum onları. Gelecekten bakıyorum da, aramızdaki mesafeyi görüyorum yalnızca.

***

y.s.’nin kime işaret ettiğini kimse merak etmiyor artık. Araştıran da kalmadı.

Ressamının ismi ne diyecek olsalar şimdi, sualiniz yersiz derdim, o yüzdendir cevap vermediğim. Bir anlığına gözgöze gelirdim sorgucuyla ve kaçırırdım bakışlarımı, uzaklara.

Ah evet, bravo! Ne müthiş bir cevap, ne muazzam tablo ama!

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...