Eki 28

Numara | Burcu Salantur

Yazan Editör Kategori atölyeden

Anası öldüğünde on iki yaşındaydı, istemeye ilk geldiklerinde on beş, evlere temizliğe gitmeye başladığında henüz on yediye basmamıştı Safiye.

Sabah yedide evden çıkarsa Çayyolu, sekizde çıkarsa Kurtuluş, yedi buçuksa saat Bahçeli’deki eve gidiyor demekti. Otobüste kafasını cama yaslayıp yol boyu hayaller kurardı. Halıları süpürürken, camları silerken, eğilirken, doğrulurken, bezleri sıkarken… “Güle güle kirletin abla.” deyip çıktığı her evden sonra bir adım daha yaklaşıyordu hayallerine.

“Al kızım, ben bu ayakkabıları artık giymiyorum.” diyen hanımının verdiği ayakkabı kutusu, hayal kumbarası olmuştu. Koynundan çıkardığı parayı, kuruşuna dokunmadan atardı. Ara sıra önünden geçtiği vitrinlere gözü takılsa da “Dön kız önüne, sağa sola fazla bakma!” diyerek hırsla başını öbür tarafa çeviriyordu.

Kumbarasını açmak zorunda kaldığı günler de oldu tabii. Önce Yılmaz’a damatlık takım almak için, sonra cadaloz kaynanası  “Beyaz eşyayı kız tarafı alır.” dediğinde. Neyse ki mahalle arasında yaptıkları düğün, eğlenceli olduğu kadar bereketli de geçmişti. Davulcu bile anlaştıkları saat dolmasına rağmen kalıp çalmaya devam etti. Gece on ikide atılan havai fişeklerle biten düğünün bütün ganimetleri Safiye’nin kumbarasına girmişti.

Yılmaz, evlendikten sonra karısının çalışmasını istemez olmuştu.

“Anlamıyon mu kız sen? Elin pisini temizlemen gücüme gidiyo!”

“Hı hı… Oldu paşam. Ben yarın gidem de yandaki okula müdür olarak başlayam o vakit. Sorana da, beyim bunu münasip gördü derim!”

Arada bir bu yüzden tartışır, iki gün surat asar, sonra yine Safiye ile Yılmaz olurlardı.

Çocukları doğduğunda işi bıraktı. Yılmaz da üç boğazı geçindirmek için gece taksiye çıkmaya başladı. Kutu kumbara yerini banka cüzdanına bıraksa da ipler hâlâ onun elindeydi.

“Gız Safiye, sen bildiğin cimriymişin ya, komşular dediydi de inanmadıydım. Evlendiğimizden beri aynı donu giyiyom.”

“Hoşt köpek. Ben bu kadar tutumlu olmasam o donu da zor bulurdun.”

Safiye bir yandan evde çocuk büyütürken bir yandan da erişte, tarhana, salça siparişleri alıyordu.

Kızı ilkokula başladığında, artık hayallerini gerçekleştirebileceği parası birikmişti. Bol ışık alan, önünde bahçesi olan dükkânı tuttu önce. Kırmızı-beyaz pötikareli masa örtülerini elleriyle dikti. Küçük fesleğen saksılarını masaların tam ortasına yerleştirdi. Levhası da asılınca dükkân açılmaya hazırdı: “Safiş Serpme Kahvaltı Evi”.

Son müşterileri de yolculadıktan sonra okuldan dönen kızı ile oynuyor, bir yandan da yorgunluk kahvesi içiyordu.

Hesap makinasında 1837837 yazıp ters çevirdi.

“Oku bakiyim.”

“LEBLEBİ. Aaaa anne nasıl yaptın?”

“Yaa kızım, ananda daha ne numaralar var!”

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...