Nis 28

Oltanın ucundaki | Fazilet Sitare

Yazan Editör Kategori atölyeden

Uzun boyu, irice vücudu, kırlaşmış sakal ve bıyığı gözlerindeki keskinliği ortaya çıkarıyordu. Hafif kalkık, uzaklara bakan kalın, dağınık kaşlarının biriyle farkına varılamayan bir iklimi solukluyordu. “Cigaramın dumanı, yoktur aman bu yarimin imanı” diyerek az sonra yakacağı sigarası, dudaklarının arasında ha düştü ha düşecek eğreti duruyordu.

“Yüz, ruhun yansımasıdır” demiş Çiçero, 2000 yıl önce. Yaşlı adamın yüzündeki çizgiler, bu hayatta ne çok şey gördüğünü anlatıyor, feleğin çemberinden kim bilir kaç kez geçtiğini, alnındaki oyuklar dile getiriyordu. Üstünde yürünerek karşıya geçilebilen gölde bir delik açmaya çalışırken, buz tutmuş bıyıklarına rağmen üşümüş görünmüyordu. Gömleğinin üstüne geçirdiği eprimiş yün kazağının içinden göğsünün nefes alırken inip inip kalkması, çatlayan ellerinden sızan kanlar olmasa, -20 dereceden hiç etkilenmediği sanılabilirdi. Nihayet küçük bir delik açtı kalın, kemikli elleriyle. Misinanın ucundaki çengele taktığı solucan kımıl kımıl edip kurtulmaya çalışırken onu, hop bıraktı buz gibi suya. Gölün kenarına babasıyla kaymak için gelmiş olan küçük kız, sessizliği inleten bir çığlık kopardı. “Nasıl kıydın o küçücük böceğe!” Yaşlı adam henüz yakmadığı sigarasını dudaklarının arasında ezerek baktı kıza. “Şımarık çocuk, açlık görmemiş hayatında.” diye kızgınlığını tükürdü yere. Sol kaşını kaldırarak umursamazlıkla suya saldığı oltasına döndü.

Cam gibi gözleri fıldır fıldır dönüyor, nasıl bir afacanlık yapsam, diye etrafı kollarken dudaklarının kenarındaki gamzeleriyle çilleri, çocuk yüzünün sevimliliğini artırıyordu. Babasının eline daha sıkı sarılarak balık tutan adama doğru kaydı. Ardı ardına sıralıyordu kelimeleri:

— O böcek elini ısırmıyor mu senin?

— Adı ne onun?

— Balıklara yazık değil mi?

— Baba! Yapmasın, böceği çıkarsın oradan.

Adam, buz tutan bıyıklarına doğru üfleyerek baktı küçük kıza. Konuşmak istiyor ama hem açlık hem soğuk engel oluyordu. İri bir balık yakalamak için dua ederken acı acı baktı onlara. Ne kendi babasıyla ne çocuklarıyla eğlenecek vakti olmuştu şu hayatta. Kız konuşmaya devam ediyor, ama sözleri kuş cıvıltıları gibi geliyordu adama. Derken suyun yüzeyinde bir dalgalanma oldu, adam bir hevesle çekti oltayı, sarmaya başladı. Kız susmuş, ne çıkacağını merakla izliyordu. Nihayet pek büyük olmayan bir alabalık kuyruğunu sallaya sallaya çıktı havaya.  Kız tekrar başladı:

— Baba, bak canlı. Belki yavruları vardır, belki annesi. Gönderelim onu evine ne olur, baba, hadi.

Baba, bir kızına baktı bir de aç olduğu her halinden belli olan adama.

Biraz sonra üçü göl kenarındaki lokantadaydılar. Kız yine şakıyor, yaşlı adamsa cevap vermeden soluksuz bir şekilde yemeğini yiyordu.

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...