ErtG4tRlazazMr987V1830i

Popular Posts

Kim Bu Konuşan?

Kim Bu Konuşan?

Heyecan dolu bir sürecin sonunda kitabımı elime aldım. 3 yaşındaki yeğenim, kardeşim ve annem, birlikte okuyup sevdiler. Çok mutlu oldum, yeğenimin tanımıyla “sevgi doldum”…  Umarım her yaştan çocuğa ulaşır ve neşeyle okunur. Kitap, kitap satış sitelerinde yerini aldı. Yakında kitabevlerine ulaşacak. Bana ilham ve cesaret veren başta çocuklar, ailem, arkadaşlarım ve öğrencilerim sağ olsunlar. Her aşamada fikrimi … Devamı

Popular Posts

Daha iyi yazmak istiyorsanız

Daha iyi yazmak istiyorsanız

Siz de benim gibi yazıp çizmeye meraklıysanız, “Acaba iyi yazıyor muyum? Daha iyi yazmak için ne yapmalıyım?” sorularını soruyorsanız birlikte çalışabiliriz. Neler yapacağız? Yazışacağız. Yazınızı bana göndereceksiniz. Size önerilerimi ve bazı ipuçlarını sunacağım. Yazınızı bu öneriler doğrultusunda yeniden düzenleyip istediğiniz yerde yayımlayacaksınız ya da biriktireceksiniz. Karar sizin… Devamı…  

Popular Posts

Tüy kalem

Tüy kalem

Logomda ve kartımda severek kullandığım tüy kalemin tarihçesini az çok biliyordum, ama biraz daha araştırayım dedim. Karşıma bir blog çıktı. Uzun uzun ve keyifle yazmış Merih Sakarya tüy kalemi. En uzun süre (bin yıl) kullanılan bu yazı aracını daha çok sevmemi sağladı. Tüyün yumuşaklığı, edebiyatı anlatışı, uçmaya özlemimi anımsatışı sarmıştı beni. Yazının zihnimdeki resmiydi hep. … Devamı

Nis 06

Ağabeyim Hold ben onu bildim bileli, o beni bildi bileli, eşine az rastlanır bir hastalıkla baş etmekteydi. Yüzünün sol kısmında, yer çekimi olmasa akmaya başlayacak, annemin yaptığı lapa kıvamında ikinci bir yüz vardı adeta. Kaşı gözü olmayan bir yüz.

Bütün mahalle Hold’u çok severdi ancak yüzlerindeki tiksinti dolu ifadeyi silememişlerdi. Ağabeyim de gözlerinin olmamasını dilediğini söylerdi, böylelikle ne kendi ucube suratını ne de ona bakanların suratlarını görecekmiş. Okula gitmekten vazgeçmişti. Annemin bile ona acımayla baktığı zamanların olduğu bir dünyada okula gitmek onun için bir eziyetmiş. Bütün aile sessizce ona hak vermiştik.

Günlerini kitap okuyarak geçirirdi Hold. Ona fil adam kitabını almıştım, onu kırmaktan ölesiye çekinerek. Devamı

Nis 05

Demetevler’deki Fehmi Efendi Cami’sinde onu bekliyorum. Namaz bitti. Karga hâlâ ortada yok. Camiden çıkan siyah ceketli yaşlı amcaya baktım. Yanımdan geçip gitti. Beklemek yormaya başladı. Ayaklarım soğuktan uyuştu. Ellerim nerelere kaçtı bilemiyorum. Görevin neden burada verileceğini ve uygun olup olmadığını düşündüm. Dağıtılan çorba gözüme çarptı. Bu ayazın azılı düşmanı sıcacık çorba, bana ne iyi gelecekti. Sıraya girdim. Çorba kazanına yaklaştıkça ne kadar üşüdüğümü anladım. Devamı

Nis 04

Geçmiş halayın başına iki ayak ileri, tek ayak geri gidiyor, gururla sallıyordu mendilini Afşin Ağa.  Nasıl gururlanmasındı ki? Üç hanımdan olma yedi kızdan sonra nihayet Allah yüzüne bakmış, soyunun devamı İbrahim’i vermişti ona. En sonunda bir evladı olmuştu.  O evlat ki o gün erkek olmuştu.

Köy halkı onca yaptığı dedikoduyu unutmuş, biricik oğlunun sünnet düğününde ağalarının yanında saf tutmuştu. Vur patlasın, çal oynasın derken saat ilerlemiş, kalabalık azalacağına artmıştı. Köylüsü yemeye içmeye, Afşin Ağa ise oynamaya doyamamıştı o gece. Diz büküp gerdan kırarken tüm gözler onun üzerinde, o ise bambaşka hayallerdeydi…

Ağa oğlu büyüyecek, evlenecek, onun da bir ağa oğlu olacak. O geçecek bu halayın başına, o sallayacak mendili gururla. At alacak oğluna, araba alacak, toprak alacak. İstediği kızı bile alacak. Babası ona almamıştı ama o alacak, ne isterse yapacaktı… Devamı

Mar 27

İlya, yatağının gün ışığı masajıyla uyandı. Lavaboya doğru ilerlerken göz bebeği hareketlerini algılayan kahve makinası devreye girdi.  15 dakika sonrasına programlanmış olan zaman yolundaki ziyaretini gerçekleştirdikten sonra kahvesinden bir yudum aldı. Yaşadığı yüzyıl çok şey getirmişti. Sadece şu tuvalet olayını hallederken neden hâlâ bir zaman yoluna ihtiyaçları olduğunu bir türlü çözemiyordu. Bundan 127 yıl önce bağırsaklara ikinci beyin dendiğini duymuştu. Devamı

Mar 23

Bir gün duvarın ötesine geçmek istedim. Öteden evvel beridekini bilmen şart, dedi duvar. Sorup soruşturmaya başladım.

İnsan kimlere güvenebilir beridekinin selameti evvelken? Hele benim içinde bulunduğum gibi dar soluk alan bir çevrede, kanaatkâr yaşamlara sahip bedenlerin heveslere düşman olduğu zihinlerin dibinde.

En güvenebileceğim kişilerden birine gittim sonra. Tahsili benden yüksek olduğundan ona açılmayı seçtim. Mahallenin sağlık ocağındaki hemşir’anım. Devamı

Mar 22

Merhaba… Bendeniz Zuhal efendim. Namıdiğer Parizyen Zuhal! Gerçi siz beni eskiden beri bilirsiniz. Saklı kalamamış bedenimin bin bir haline şahitlik ettiniz. Sahi! En son ne zaman mesut gördünüz beni. Hiç mi? İnanın ben de hatırlamıyorum. En son hangi yastıkta huzurla uyudum bilmiyorum. Selasız sabahlara uyandı yüzlerce kez öldürülmüş bedenim. Çelimsiz, ziyan ruhumu da almış yanına… Kalıbına uymayan sahte sahiplikler peşinde. Yüzüm yerine gecelere yaptım onca makyajı karşınızda, bitkince. Devamı

Mar 12

— Lan oğlum! Piştim, vallahi billahi piştim. Bu sıcak değil başka bir şey, donum bile üstüme yapıştı, diye hayıflanıyordu Osman, hayatında ilk defa giydiği parmak arası terliklerle yürümeye çalışırken.

— Sen pişmişsen, biz yanmışız Osman’ım, diye sırıta sırıta önden koşturuyordu Bünyamin.

Yaklaşan davul zurna sesleri vardıklarının habercisiydi.

O nasıl bir renk cümbüşü, ne hengâmeydi öyle. Bir ağaçtan diğerine uzanan sarı, mavi, kırmızı ışıklar, konfetiler, sağa sola koşturan bebeler, baldır bacak ortada dolanan karılar, göz gören yerde içki içen adamlar… Osman kapının önünde donakalmıştı. “Nerede bizim oranın haremlik selamlık, hacılı, sofulu düğünleri? Onlar düğünse bu ne ola ki?” diye düşünürken ensesine yediği şaplakla kendine geldi. Devamı

yazı çizi