Mar 15

ROL | Elif Özgen

Yazan Editör Kategori atölyeden

Bulunduğum banko tam şurada. Metro kartlarının hemen yanında, yalnızca tek vardiyalık bir iş bu. Bankoda çalışan Ferit, telefonda çok rahat bir işi olduğunu, mesai saatlerinin bir memurdan bile daha iyi olduğunu söylüyor arkadaşlarına. Koltuğunda geriye doğru yaslanıyor ve sanırım biraz da böbürleniyor. Bu yüzden her sabah ilk gördüğüm yüz ile son gördüğüm yüz birbirinin tıpatıp aynısı.

Metro kartlarının satıldığı banko devamlı kalabalık, çoğu zaman sıra var hatta. Neden bilmiyorum ama neredeyse tüm gün ve 3 vardiyayla satılabilecek kadar kıymetli geliyor insanlara. Halbuki yalnızca ulaşım. Ayakları ile de gidebilirler istedikleri her yere. Ya da arabayla, bisikletle, otobüsle, otostopla, kızakla, at arabasıyla, taklalar atarak, kanatlarıyla… Pek çok yöntemi var bunun. Buna rağmen metro kartı sırası hiç bitmez. Eminim kimlik katlarından, annelerinden, sevgililerinden belki kendi memelerinden bile daha çok görmüştür insanlar bu kartı. Elden ele, cüzdandan cüzdana hep akıllarında kaybolmasından korktukları bir zenginlik olarak taşıyorlar bu zavallı, üstü çirkin bir fotoğrafla kaplanmış kartı.

Oysa ben öyle miyim? Her şeyden önce ak veya kara değilim, ne olduğum belli. Gökyüzü kadar, denizanası kadar, aromasız bir jöle kadar şeffafım. Zaten ortaya koyduğum gerçekleri anlamak için insanlar beyinlerini yormuyorlar. Yapmak istemedikleri bir işi gerçekleştiriyorum. Hem de bu kadar yorulmama, kendimi doğruyu göstermek için milyon kere kasmama rağmen. Pahalı geliyor insanlara 19,90 TL. Tek binişlik bir metroyu tercih ediyorlar. Ya da gözlerini ve kalplerini kapatmak daha kolay. Yüzleştikleri gerçek onları korkutuyor. Bilmiyorum, yalnızca sanıyorum…

Satıldığım bankoda elektrikli ısıtıcıyla ısıtılan kabinin üzerinde ROL yazıyor, büyük harflerle. Adım bu. Pek çok oyuncu geldi şimdiye kadar. Ferit ise onlara en başta yavaş yavaş, onlar anlamadıkça sinirlenmeye başlayarak anlatmaya çalışıyor durumu. Oyunculukla uzaktan yakından alakalı bir şey olmadığımı defalarca dile getirdiğine şahit oldum. Bu yüzden gün geçtikçe sesinin tonunun ve şiddetinin değiştiğini hissedebiliyorum. Durum böyle olunca, bir işe yaramadığını söylüyorlar bu zımbırtının. Daha önce de bahsetmiştim; Ferit gişede durur ve işini çok ciddiye alır. Her gün birbirinin aynısı gibi görünen dışlıklarını giyinir. Aslını isterseniz, kravatını ve merserize yeleğini babasının ölümünde bile çıkartmadı.

Ruh Okuma Kartı, Belediye Metro Biniş Kartı yanında çok sönük kalıyor. Belki yeri değişse ve Su Dolum bankosunun yanına  yerleştirilse daha fazla kıymeti bilinen ve satılan bir şey olabilirdim. Dün resmi tatildi. Ferit ailesi ve malum dışlıklarıyla aile gezmesindeydi muhtemelen. Pazar banyosunu her zamanki gibi beyaz kalıp sabunla yaptığını kapıyı açtığında anlamıştım. Günün  ilk saatleri gayet sıradan geçmişti.  Her gün aslında bir öncekinin neredeyse kopyası.

Kalabalık bir grup geldi öğle arasında. Hepsi genç kız, kıkır kıkır sesler yükseliyor, gülüşleri bile çok komik. Orta boylu kumral olan yaklaştı bankoya, geri kalanlar birkaç adım ötede ama sesleri yanı başımdalarmış gibi. Kumral Ferit’e gülümsüyor, içini ısıtıyor sanki çipimin. 20 TL uzatıyor, yeşillerden. Ferit beni uzatıyor ve kumralın ellerindeyim. Sesler artık çok daha yakın, kumralın yağmurluğunun cebinde kahkahalarıyla zıpladığım bile söylenebilir. Kumral, arkadaşlarına zamanın geldiğini söylüyor. Çok sevmiş, ama ruhundan emin olması gerekliymiş. Hep beraber bir çığ gibi yuvarlanarak, gülme sesleri ile otobüse biniyoruz, yürüyoruz, yağmur yağıyor. Şemsiye, şırıltı, sokak köpeği, iki tatlı söz, tozpembe bulutlar, sakız, hem de ağır nane aromalı… Sonunda vardık diyor, okulunun önündeymişiz. 6 dakikaya yakın bekliyoruz, etrafına bakınıyor. Esmer bir çocuk, okulun kapısında duvara yaslanmış çevresindekilere bir şeyler anlatıyor. Uzatıyor beni. Esmerin üzerine tutuyor. İçim dışıma çıktı sanki, bir fena oldum. Başım çatlıyor, gözlerim kör olmuş gibi. Kapkara olmuşum, öyle söyledi kumral. Hemen yanında duran, tenekeden kenarı paslanmış çöp kutusuna fırlattı beni. İçerisi leş gibi. İçim daha bir fena oldu. Bozuk çıkmışım, yanılmışım sözüm ona. Esmerin sesi kulaklarımda, kumrala sesleniyor… Sıkı bir sarılma gibisi yoktur!

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden. Çizim yazara ait.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...