Nis 01

berkin-yizdizlariÇocukların masum evreni, pek övündüğümüz yetişkin dünyasının dalaverelerinden ne kadar da uzakta… Çizdikleri resme ısrarla “Şapka bu!” deyip asla “fil yutmuş bir boa yılanı” olduğunu anlayamamamız da bu yüzden. Bilgiç tavırlarla şekil vermeye çalıştığımız çocuklara uymayan kalıplar dikmeye çabalıyoruz. Ya sığmıyorlar ya da iyice küçülerek kayboluyorlar çizdiğimiz sınırların içinde. Devamı

Oca 14

Yemeğin altını kapattım. Üstümü de değiştirdim mi hazırdım.

Canan teyzemi en son gördüğümde incecik beline uzanan dümdüz saçları, mavi çiçekli elbisesi ile neşe kaynağıydı evin. Evin dediysem lafın gelişi, evlerimizin. O zamanlar anneannem ve teyzem üst katımızda otururlardı. Annem babamla evlenince annesini yalnız bırakmak istememiş, dedemden yadigar iki katlı taş evin alt katına yerleşmişler. Devamı

Oca 08

− İçeri gel.

− Neden?

− Konuşacaklarımız var.

− “Konuşacaklarımız var.” diye başlayan cümleleri sevmiyorum.

− Neden?

− Korkutucu, suç işlemişim gibi.

− Korkacak bir şey yapmadıysan korkmana gerek yok.

− Yapmadım tabii, niye yapayım? Devamı

Oca 07

− Nasıl yani? Ay Dede’nin sakalına tutunmaktan sıkılan umutlar, denize düşünce yakamoz mu oluyorlar?

− Evet, dalgalar o umutları gitmesi gereken kıyılara bırakıyorlar. Oradan da umutlar insanlara ulaşıyorlar.

− Saçma. Deniz her zaman dalgalı olmuyor ki. Hem denize kıyısı olmayan ülkelerde yaşayan insanlar ne yapıyor? Umutsuz mu kalıyor? Devamı

Ara 26

Yeşildi, maviydi, sarıydı, karaydı gökten yağanlar. Bir tek o bildik renk yoktu ıslak saçlarına konanlar arasında.

Bu bir rüyaydı.

Farkındaydı.

Rüya olduğunun farkında olmak ne acayipti.

Bir sürü çiçek vardı. Renkleri yoktu. Devamı

Ara 23

Bugün kapıyı açıp onu karşımda görünce çok şaşırdım. Hemen içeri davet ettim. Pencerenin önündeki mor koltuklara oturduk. Sessizlik bozulsun diye yanı başımda duran radyoyu açtım. “Kahve ister misin?” diye sordum, “Sade olsun” dedi.

On sene önce de sade içerdi kahvesini. Yetişmesi gereken bir yer varmış gibi acele acele yudumlar, son yudumun bitmesini beklemeden hızlıca uzaklaşırdı. Yarım kalırdı cümleler. Devamı

Ara 19

“Yorgun fincanı koydum masaya.” Aman ne güzel yaptın. Yorgun fincanmış. Laflara bak laflara. Fincanın yorgunu mu olurmuş? Desenlisi olur, varaklısı olur, kulplusu, kulpsuzu, Paşabahçe’si, Kütahya’sı olur, yorgunu ne alla sen? Ne yazmış başka? “Bazen çoklukta boğuluyorsun, basit yokluk oluyor.” Allah kimseye yokluk vermesin. Âmin. Harçlığı mı yok bu kızın? Yokluk mu çekiyor da söyleyemiyor? Boğuluyorum falan demiş. “Perdeleri hiç açmadım o sabah.”  Pencereyi de açmamışsın. Ben açayım da hava girsin biraz. Ha şöyle. Devamı

yazı çizi