Eki 22

Kara bir tren, güzel bir sonbahar sabahı, ağır ağır girdiği istasyonda poflayarak durdu. Banklara dökülen yapraklar trenin dumanından oraya buraya savruldu. İstasyonda uzun, sarı saçlı küçük bir kız babasının nasırlı elini sımsıkı tutuyordu. Yenik bir ordudan geriye kalan savaşçılar gibiydiler. Toplayarak ellerini cenk yerinden, o kara trene binerek bu şehirden sessizce çekip gitmeliydiler. Anne ve babası fısıldaşırken duymuştu: “Bu şehirde bize yer yok” demişti babası. Devamı

Tem 17

− Kapı açık Serin, gir içeri. Ha yalnız değilsin öyle mi? Buyur kızım, kusuruna bakmayacaksın bu koca ihtiyarın.

− Çok havasız kalmış burası yine dedem.

− Dinine yandığımın kolları tutmuyor ki açayım pencereyi! Vatan dedik, savaş dedik; kanımızı, canımızı vermeye hazır siper ettik göğsümüzü. Öleydik de vatanın bu hallerini görmeyeydik.

− Başlama ahretlik konuşmalara yine ay dedem; bak oğlun, kızın, torunların… Ölüp de bizi yetim mi koyacaktın a dedem! Devamı

Tem 15

— Ahmet, Osman koşun hele, televizyonda Nurten’i gösteriyorlar!

— Soluğum kesildi be gadın! Ne olmuş bizim Nurten’e diyiver hele!

— Susun da dinleyek be Osman.

— Sayın seyirciler, şimdi ki haberimiz ne yazık ki bir cinayet haberi. Gün olmasın ki güzel ülkemizin başından bu tür olaylar eksilmesin! Burhaniye ilinin Darıpınar ilçesine bağlı Sarıkız köyünde oturan 35 yaşındaki N.T. 38 yaşındaki eşi H.T.’yi yirmi kez bıçaklayarak öldürdü. Devamı

Tem 03

Kaldırıma ayağı takıldı düştü. Hem de burun üstü. Okul dönüşü, yorgundu, aklı başka yerdeydi, insanlık hali; ama bu sefer bayağı sertti. Eve birkaç metre kalmıştı, burnu kanıyordu. Toparlandı, çantasından bir mendil çıkarıp burnuna tampon yaptı, eve doğru koştu.

Kapıyı annesi açtı. Bir anne için ne korkunç bir manzara. “N’oldu yavrum?” Annesinin aklına hemen üst komşusu geldi, doktorun kapısını çaldı.  İçeriden o kadar çok ses geliyordu ki kimse zilin sesini duymuyordu. Galiba yine ağabeyi kardeşini dövüyordu. Ne kalabalık bir aileydi. Yaramaz olana değil de şu doktor ablasına ihtiyacı vardı. Devamı

Tem 02

“29 harfi birden kullanacağım bir kelime bulacağım anne. Bu yeni kelime, sonsuzluk gibi derin anlamı olan bir kelime olacak” derken ne kadar da inanmıştım yapacağım şeye, çocuk aklı işte.

“Artık senin yanında kalsam ya, oraya gitmeyi hiç istemiyorum” deyince zavallı annemin gözbebeğindeki büyüme her şeyi anlatıyordu; onu artık ziyaret etmemem gerektiğini anlatan bakışlardı bunlar. Yatılı okulun son yılındaydım. Başladığım işi bitirememe huyum yüzünden kalıyordum yurtta. Yoksa çoktan kaçmış olurdum, sırf anneme söz verdiğim için kaldım o lanet yerde.

Bu hastanenin havası daraltıyor beni, hele bu deliler. Her köşede biri: bahçede, odada, lavaboda, koridorda… Devamı

yazı çizi