Eki 28

Anası öldüğünde on iki yaşındaydı, istemeye ilk geldiklerinde on beş, evlere temizliğe gitmeye başladığında henüz on yediye basmamıştı Safiye.

Sabah yedide evden çıkarsa Çayyolu, sekizde çıkarsa Kurtuluş, yedi buçuksa saat Bahçeli’deki eve gidiyor demekti. Otobüste kafasını cama yaslayıp yol boyu hayaller kurardı. Halıları süpürürken, camları silerken, eğilirken, doğrulurken, bezleri sıkarken… “Güle güle kirletin abla.” deyip çıktığı her evden sonra bir adım daha yaklaşıyordu hayallerine.

“Al kızım, ben bu ayakkabıları artık giymiyorum.” diyen hanımının verdiği ayakkabı kutusu, hayal kumbarası olmuştu. Koynundan çıkardığı parayı, kuruşuna dokunmadan atardı. Ara sıra önünden geçtiği vitrinlere gözü takılsa da “Dön kız önüne, sağa sola fazla bakma!” diyerek hırsla başını öbür tarafa çeviriyordu. Devamı

Oca 07

Vapura bindiğimizde söze dökülmese de bakışlarımızla ayrılmıştık bile. Yine de yılların arkadaşlığı vardı işte, az mı kahır çekmiştik, az badire mi atlatmıştık, hastalıklar, ilaçlar, birlikte ağırlanan arkadaşlar, yemek yarıştırmalar, kadeh tokuşturmalar…  Şimdi vapura binerken bir çırpıda düşünülüveren nice ayrıntı belki de birkaç fotoğrafa sığışıp kalakaldılar.

Kendimize hava da güzel olduğu için dışarıdan bir yer bulduk, gelsin çaylar gitsin simitler… Acımızı alır belki ha, ne dersin? Devamı

Nis 27

yazı çizi atölyesinde geçen hafta kısacık öyküler yazıldı:

Allahsız

Dilsiz kulların en dost canlılarını, yanlarına çağırıp, kendilerine kuyruk sallarken iğneyle öldürdüler. Aç olanlarını, zehirli yiyecekler sunarak katlettiler. Sonra namaz kılmaya gittiler.

Ayşe Özkın Gökçeer Devamı

Oca 20

22 yıllık öğretmenliğim var, kardeşim. Moskova’dan Halep’e döndüğümde gazetecilik yapacaktım, idealisttim o zamanlar. Gençlik işte. Gazetemiz kapandı, iyi bir de dayak yedim polisten. Öğretmenlik yaptım. Aslında tam da öğretmen olmak için yaratılmışım. Onu anladım.

Her neyse, eski zamanların faydası yok şimdi. Ne Halep kaldı, ne gençliğim…  Ne şiir defterlerim, ne emekli maaşım… Devamı

Eki 14

İzmir’in kimsesiz bir yerleşim yerine, daha ışıltılı gösteriyorum şimdi kendimi. Ben milyarlarcadan biri… Kim miyim? Anlatayım; o gece oldu Zeus, ölümlü bir kadından doğan oğlu Herakles’i gizlice Hera’nın göğsüne koydu. Bebek Herakles, Hera’nın sütünü içip ölümsüz olacaktı, ama mitos bu ya, Hera gece uyandı ve tanımadığı bir bebeği emzirdiğini görünce Herakles’i fırlatıp attı! İçmesi gereken süt ise gökyüzüne aktı, aktı. Sizse bana “süt yolu” dediniz. Devamı

yazı çizi