Kas 17

Tombik-BalikTombik Balık Mutluluk Peşinde Habib Bektaş’ın yazdığı, Mert Tugen’in resimlediği masmavi bir kitap. Resimleri bizi denizin içine çekiyor.

Benim gibi denize bayılan çocuklar için heyecan verici. Kahramanımız Tombik’le Akdeniz ve Ege’de yüzerken pek çok deniz canlısına rastlıyoruz. Tombik’in yeni arkadaşı Benli de bize eşlik ediyor.

Tombik eğlenmeyi seven, balerin gibi dans eden, komik bir balık. Neşesi bana da bulaştı. Devamı

Eki 22

Kara bir tren, güzel bir sonbahar sabahı, ağır ağır girdiği istasyonda poflayarak durdu. Banklara dökülen yapraklar trenin dumanından oraya buraya savruldu. İstasyonda uzun, sarı saçlı küçük bir kız babasının nasırlı elini sımsıkı tutuyordu. Yenik bir ordudan geriye kalan savaşçılar gibiydiler. Toplayarak ellerini cenk yerinden, o kara trene binerek bu şehirden sessizce çekip gitmeliydiler. Anne ve babası fısıldaşırken duymuştu: “Bu şehirde bize yer yok” demişti babası. Devamı

May 14

Gece hiç uyuyamamıştı. Olsun. Yorgun hissetmiyordu. Kıpır kıpırdı içi. Büyük bir heyecanla yataktan fırladı, hazırlanmaya koyuldu. Gece saçlarını taradı, yeni yıkadığı sarı çiçekli elbisesini giydi. Mis gibi kokuyordu. Kırmızı rujunu da sürdükten sonra evden çıktı. Her gün geçtiği sokaklar gözüne daha güzel, daha canlı görünüyordu. Kendi bedeninden taşan çiçekler evlerin pencerelerini, balkonlarını, yol kenarlarını sarıyordu. Dokunduğu her şey güzelleşecekti sanki. Ahmet’in en sevdiği şarkıyı söylüyordu. “Yine mi güzeliz, yine mi çiçeeeeek”*. Sözler dudaklarından döküle döküle etrafa saçılıyor, limana kadar ona yoldaş oluyordu. Mutluydu. Devamı

May 13

Çarşaf gibi bir zemin üzerinde, yorgun argın balıktan dönüyordum. Babam, her zamanki gibi ağları çöplerden temizlerken bir yandan da sigarasını tüttürüyordu. 70 gün olmuştu, koskoca demir yığını ve içinde yardım bekleyen insanlar arasında, sevgimi haykırmak istediğim güzeller güzeli kız, teknemizin önünden geçmesini bekliyordu. Nasıl bir dünyaydı üzerinde yaşadığımız? Canlarını bir caninin ellerinden kurtarmak için çabalayan insanlar, şimdi başka bir maske takmış yeni bir caninin ellerindeydi. Yardım bekliyorlardı, zayıflamışlardı, kimileri ölümün eşiğine gelmiş, salgın hastalıklar boy göstermişti. Bu bir kader miydi yoksa hayatın gerçeği miydi? Devamı

May 10

Svannah şehrinden 30 km güneye indiğinizde, tüm yollar Clarmont Tersanesi’ne ulaşırdı. Burası şehrin en büyük sanayi alanıydı. Her daim dövülen çeliğin sesini işitirdiniz. Vardiya usulüyle çalışan işçiler, Clarmont’a ait olmadıkları an birer ölüydü. Ne zaman ki Clarmont onları bağrına basar, içlerindeki canavar uyanır, kimisi çelik haddehanelerine, kimisi pruvalara, kimisi pupalara yönlenirdi. Demirin çığlığı içlerindeki bitmek tükenmek bilmeyen acıyı bastırırdı. Ürettikleri gemiler tanrılarıydı. Bugünlerde Agememnon adlı gemiyi yapmaktalar. Devamı

Şub 26

Issız kumsalda gece vakti. Vişne ağacının tepesindeyim. Serçeler uçuşuyor ay ışığıyla söyleşerek, sevişerek.  Olmuş vişne tadında yaşıyorum şimdi mutluluğu, ayın gülümseyen yüzünde bu muhteşem geceyi. Çocukluğumun vişne ağacı; dalları arasında saklambaç oynadığım, yemişleriyle karnımı doyurduğum, yasak düşlerimin saklı mekânı. Sevgili vişne ağacım…

Alacakaranlığında gecenin, kara bir orman, deniz. Usulca tutup ucundan ay’ı, atıyorum karanlığa. Yerine güneşi koyacağım. Masmavi bir ormana dönüştü bile deniz, kuşların şarkısında. Devamı

Haz 25

Sadece Deniz

Yazan Editör Kategori her şey

İnsan ne garip… Aynı anda neşe ve hüznü hissedebiliyor. Bir an hüzün öne geçiyor, bir an neşe… Bu dalgalanmadan ibaret işte hayat!

Sadece denize bakmak, gökyüzüyle bir olduğunu görmek, mavide kaybolmak… Her şeyi geçirebilir, herkesi iyileştirebilir. Denizin hayali bile uykunu kaçırıp neşenin öne geçmesini sağlayabilir.

Bulutsuzluk Özlemi’nin “Tepedeki Çimenlik“te söylediği gibi:

Tepedeki çimenlikten seyreylemek şu âlemi / Küçülmüş ufacık olmuş insanların âlemi / Bir buluta tutunup bir kuşun kanadına takılmak / Vazgeçmek birdenbire her şeyden vazgeçmek / Sadece gökyüzü / Sadece deniz / Sadece sen ve ben / Sadece sevgi / Hepsi bu

yazı çizi