Ara 11

Günlerdir yanıma bile uğramadı. Çok sevdiği kupası da masada kalmış. “Ne çaydan ne senden vazgeçerim” der saatlerce yazardı:

İçi kelimelerle dolu bir iksirdir çay, karşılıklı konuşmaya başlamadan demleriz… İçip yazarken demleniriz.

İçini kâğıtlara dökerdi. Beni eline aldığında, sohbete başlamadan önce koyulan çay gibi kendimi hazırlardım. Elinin sıcaklığıyla mürekkebim daha hızlı akar, kelimeler kâğıt üzerinde kayarak iz bırakırdı. Kurudum. Onun boğazında düğümlenenler benim de içimde dondu kaldı. Çok yazık, ne kendime faydam var ne de ona. Beni eline bir alsa…

Ama o annesi! Kuruyan mürekkebimden de kara, katı yürekli kadın… Her şeyi mahvetti yine. Gözlerimin önünde Gülce’nin günlüğünü okudu! Beni sürekli akşamdan kalan çay lekeli kupanın içine, masadaki ıvır zıvırla birlikte tıkıştırdığı gibi, kızını da kurtulmak için çabaladığı çukura geri tepti. Oysa yazdıkça rahatlamış, kelimelerden ördüğü basamakları tek tek çıkmaya başlamıştı.

Devamı
Eyl 28

Hani derler ya “Şeytanın işi yok sana mı karışacak?” diye… Aksilik bu ya, işsiz şeytanlar hep beni bulurdu.

Oğlanın toplantısı mutlaka işyerindeki önemli bir görüşmeye rastlar, o olmazsa kılı kırk yararak öğle tatiline denk getirdiğim kuaför randevuma isabet ederdi. “Ay hiç mutfağa giresim yok, dışardan söyleriz” dediğim akşam yemeğe kayınvalidemlerin geleceği tutar, haftalardır peşinde koştuğum gündelikçinin bize geleceği gün, kocam beyin yurtdışı dönüşüne denk gelir, temizlik bilinemez bir tarihe ertelenirdi.

Devamı
yazı çizi