Tem 15

— Ahmet, Osman koşun hele, televizyonda Nurten’i gösteriyorlar!

— Soluğum kesildi be gadın! Ne olmuş bizim Nurten’e diyiver hele!

— Susun da dinleyek be Osman.

— Sayın seyirciler, şimdi ki haberimiz ne yazık ki bir cinayet haberi. Gün olmasın ki güzel ülkemizin başından bu tür olaylar eksilmesin! Burhaniye ilinin Darıpınar ilçesine bağlı Sarıkız köyünde oturan 35 yaşındaki N.T. 38 yaşındaki eşi H.T.’yi yirmi kez bıçaklayarak öldürdü. Devamı

Tem 01

Ayakkabılarımı çıkardım. Kapının üzerinden anahtarları sessizce çıkarıp içeri girdim ve kapıyı kilitledim. Günlerdir takip ettiğim proje beni yormuştu. Karnım çok açtı, bir şeyler atıştırdım. Salondaki koltuğuma oturdum, son iki günün raporlamasını yapmak üzere elime kalemimi ve kâğıdımı aldım. Yaptığım uzun otobüs yolculuğu boyunca uyumuştum.

Mola yerinde uyandığımda sarhoş gibiydim. Tuvalete girdiğimde insanların konuşmalarını hayal meyal hatırlıyordum. Yine bir cinayet işlenmişti. Trafik kazaları, zamlar. Kendime kızdım. İki gündür dış dünya ile ilişkim tamamen kopmuştu. Devamı

May 28

− Of yine başladık tıraş ol, saçını kestir muhabbetlerine; iyiydik böyle! Tıraş olmadan gitsek işe ne olurdu yani. Ayakkabılar boyatılacak daha.

− Mızmızlanma kalk; üç ay oldu, özlemedin mi Gül Ahmet’in hikâyelerini? “Memleketin vaziyeti fena genç! Herkes ayrı telden çalıyor” diye başlar, “Bizim köyde bir sosyalist bilmem kim vardı” diye devam eder. Ezberinde mi son haberler? “Üç ay gittin gâvur memlekete, olup biteni takip ettin mi bakalım?” diye çeker şimdi seni sorguya.

− Tembelliğim Gül Ahmet’e işler mi hiç.

***

İzmir’in temmuzunu sevmiyorum arkadaş, zorla mı? Hava boğazıma çöküyor adeta, nefes alamıyorum. Devamı

May 10

Svannah şehrinden 30 km güneye indiğinizde, tüm yollar Clarmont Tersanesi’ne ulaşırdı. Burası şehrin en büyük sanayi alanıydı. Her daim dövülen çeliğin sesini işitirdiniz. Vardiya usulüyle çalışan işçiler, Clarmont’a ait olmadıkları an birer ölüydü. Ne zaman ki Clarmont onları bağrına basar, içlerindeki canavar uyanır, kimisi çelik haddehanelerine, kimisi pruvalara, kimisi pupalara yönlenirdi. Demirin çığlığı içlerindeki bitmek tükenmek bilmeyen acıyı bastırırdı. Ürettikleri gemiler tanrılarıydı. Bugünlerde Agememnon adlı gemiyi yapmaktalar. Devamı

Nis 16

Bir fotoğraf stüdyosundaydık. Annem ve arkadaşları biraz ileride sohbet ediyorlardı. O ise kaz ayaklarının ayrı bir güzellik kattığı gözleriyle bana doğru yol alıyordu. Sessizce. Anneme yakalanma korkusuyla kaçamak bakışlarla ona bakıyor, kulaklarıma kadar yanıp tutuştuğumu hissediyordum. İlk kez bana bu kadar derin, bu kadar çapkınca baktığını fark ediyordum. Yoksa? İçim titriyordu. Hafifçe başını eğip bana gülümsediğinde kafamı meşgul eden sorular, kilit altında tuttuğum yerden çıkıp beni sorguya çekiyorlardı. Hem de onun bal rengi gözlerinin ışığı altında. Olabilir miydi? Devamı

yazı çizi