Tem 15

— Ahmet, Osman koşun hele, televizyonda Nurten’i gösteriyorlar!

— Soluğum kesildi be gadın! Ne olmuş bizim Nurten’e diyiver hele!

— Susun da dinleyek be Osman.

— Sayın seyirciler, şimdi ki haberimiz ne yazık ki bir cinayet haberi. Gün olmasın ki güzel ülkemizin başından bu tür olaylar eksilmesin! Burhaniye ilinin Darıpınar ilçesine bağlı Sarıkız köyünde oturan 35 yaşındaki N.T. 38 yaşındaki eşi H.T.’yi yirmi kez bıçaklayarak öldürdü. Devamı

Tem 01

Ayakkabılarımı çıkardım. Kapının üzerinden anahtarları sessizce çıkarıp içeri girdim ve kapıyı kilitledim. Günlerdir takip ettiğim proje beni yormuştu. Karnım çok açtı, bir şeyler atıştırdım. Salondaki koltuğuma oturdum, son iki günün raporlamasını yapmak üzere elime kalemimi ve kâğıdımı aldım. Yaptığım uzun otobüs yolculuğu boyunca uyumuştum.

Mola yerinde uyandığımda sarhoş gibiydim. Tuvalete girdiğimde insanların konuşmalarını hayal meyal hatırlıyordum. Yine bir cinayet işlenmişti. Trafik kazaları, zamlar. Kendime kızdım. İki gündür dış dünya ile ilişkim tamamen kopmuştu. Devamı

May 27

Aynı çukur. Biraz sağa kırdım mı, işte kurtardım. Şimdi de yola doğru kollarını uzatmış o güzel çınar ağacı, merhaba. Hop, sağ dikiz aynayı da milimle kurtardım. Sekizinci trafik lambası, biraz hızlandık mı onu da geçtik. 15. durak, son durak ve mola. Demli bir çay eşliğinde, hızlı hızlı hamlelerle oynadığımız geleneksel tavla muhabbeti, hah işte düşeş, mars, yine yendim. Sıra geldi dönüşe, sağda bir çukur, solda bir çukur, liseliler, memurlar da bindi, yaşlı teyze, neredeyse 5 dakikada bindi. Dikiz aynasına baktığımda arka artık görünmüyor; ter kokusu, iş sohbetleri, patronu çekiştirenler, yemek tarifleri, sınav muhabbeti, cep telefonu, kitap okuyanlar. Herkesi ezberlemiştim. Hayat, sonu nereye gittiği belli bir yol gibiydi benim için. Hiçbir sapak, dönemeç dahi yoktu bu yolda. Devamı

May 10

Svannah şehrinden 30 km güneye indiğinizde, tüm yollar Clarmont Tersanesi’ne ulaşırdı. Burası şehrin en büyük sanayi alanıydı. Her daim dövülen çeliğin sesini işitirdiniz. Vardiya usulüyle çalışan işçiler, Clarmont’a ait olmadıkları an birer ölüydü. Ne zaman ki Clarmont onları bağrına basar, içlerindeki canavar uyanır, kimisi çelik haddehanelerine, kimisi pruvalara, kimisi pupalara yönlenirdi. Demirin çığlığı içlerindeki bitmek tükenmek bilmeyen acıyı bastırırdı. Ürettikleri gemiler tanrılarıydı. Bugünlerde Agememnon adlı gemiyi yapmaktalar. Devamı

May 07

En az dört saattir yolda olmalıydım, saatimi almayı unutmuştum. Hava ılık, güneşli ve yürümeye elverişliydi. Sadece saatimi değil, her şeyimi almayı unutmuş gibiydim, taşıdığım fazla bir yük yoktu çantamda. Zaten beni bekleyenler inatla hiçbir şeye ihtiyacım olmadığını vurgulamışlardı. Gerekli olan her şey varmış orada. Sanırım çocukluğumdan beri oraya gitmek istiyorum, fakat bir türlü zaman bulamamıştım, sürekli ertelemek zorunda kalmıştım. Hayat, böyle uzun tatillere fırsat vermeyecek kadar yoğundu. Belki de cesaretim yoktu. Devamı

Mar 28

Maliyeden emekli Cavit Bey,  yetmiş altı yaşındaydı. Beş yıldır Emekli Sandığı Huzurevi’nde kalıyordu. İkinci kattaki tek kişilik odasında pencereye doğru yürüdü. Dışarıdaki ilkyazı içerdeki sonyazdan ayıran cama yaslanıp dışarıya baktı. Üç gündür süren fırtına durmuş, bahçedeki ağaçlar bir gece içinde çiçeklerle bezenmişti. Beyaz çiçeklinin kayısı ağacı olduğunu çocukluğundan beri bilirdi, lakin çiçekleri pembe olanın cinsini çıkaramıyordu. Geçen bahar sormuş, “Süs kirazı” demişlerdi. Şimdi düşünüyor, bir türlü aklına getirip söyleyemiyordu. Devamı

Mar 01

Gece saat tam dördü yirmi geçe korkunç bir baş ağrısı ile uyandı. Mutfakta lambayı dahi yakmadan, antreden gelen loş ışıkta dolabı açtı. Bir ağrı kesici içti. Isıtıcının düğmesine basıp mutfak masasına geçti. Üzerinde hâlâ dün akşamki kavganın yorgunluğunu taşıyordu. Başını ellerinin arasına alıp masaya eğildi. Saçlarını diplerinden tutup hafifçe çekti iki eliyle. Bu, hem ağrıya hem de ayılmasına yardımcı oluyordu. Dayak yemekten beter bir hâldeydi, tam da yılbaşı gecesi nasıl böyle bir kavgaya tutuşmuşlardı. Devamı

yazı çizi