Haz 25

Aynanın ne suçu var ki suret burada, siret nereden? Aynadaki yansımasına bakıp bakıp saydırıyordu yine. Küçücük yaşında terk edip gitmiş anasından başladı sövüp saymaya. Bakkalın çırağı ne güzel saçların var, demiş de kocası bir gün sevmemiş saçlarını da, bunun için evlat bırakılıp gidilir mi. Ne oldu! Mısır püskülüne döndüyse saçların, erkenden kel kaldıysan yahut, düşünmedin mi bir gün beni. Kimlere bıraktım ben oğlumu diye. Devamı

Haz 11

Kocaman gülümseyişim renklerimin capcanlı oluşundan. Kanadımın sol yamacı mavi, en sevdiğim. Ustamın ellerine sağlık, “mavi huydur bende” demiş boyamıştı sol yamacımı.

Kuyruğumu uzun olandan taksın istedim, en uzunundan. Boy boydu kuyruklar. Upuzun, en renkli kuyruğu gözüme kestirdim ve gözlerimi kapatıp bekledim. Bir cesaretle baktım ki istediğim takılmış. Yuppppii… Sessizce bağırdım sevinçle. Devamı

Haz 04
Resim: Gözde Yüksel

“Para ve statü kazanmak çok çalışmakla doğru orantılı olarak artan bir durum değil,” dedi Ayşe. Gözlerini Başak’ın son tablosuna dikmiş konuşurken. “Stratejik düşünme, politik davranma, oyun kurma, bunlar kurumsal iş yaşamının başarı için olmazsa olmazları ve maalesef oyun böyle kurulduğu için kuralına göre hareket etmediğinde rahatlıkla dışında kalabiliyorsun. Tabii her kurumun kültürü ya da stratejisi kendine göre.” Bu cümleleri kurarken derin bir nefesle içini çekti ve ilgiyle Başak’ın tablosuna bakmaya devam etti. “Ve fakat hepsi bullshit neticede,” diyerek Bengü’ye hınzırca bir bakış attı. Yıllarca plaza İngilizcesiyle konuşulan bir şirkette çalıştıktan sonra oradan kaçarcasına uzaklaşan Bengü için bu bakış yeterliydi. Bilmez miyim, dercesine gülümsedi.

“Sahi” diye sordu Ayşe. “Ne kadar zamandır profesyonel olarak resimle uğraşıyorsun?” Devamı

May 20

Gamze Güller, “Beşinci Köşe ve İçimdeki Kalabalık” öykü kitaplarından sonra “En Çok Onu Sevdim” kısa romanıyla beni sarmıştı. Taze çıkan “Durmuş Saatler Dükkânı”nı da büyülenerek okudum.

Okurken mekânlar gözümde canlandı: Belalı gemi, hastane koğuşu, lunapark, buzdan şehir, duran nehir, kalabalık sokaklar, ışıklı evler, acayip dükkân…

Sadece mekânlar değil karakterlerin iç dünyaları, kendi yerleri de. Çizip içine sığındıkları…

Tatlar, kokular sardı etrafımı. Betimlemeler içlerine girip yaşamamı sağladı. Bir örnek: Kalabalığı, sesleri, kokuları yararak ilerliyoruz. Etrafta birbirini bastıran onlarca şekerli, kıvamlı koku var. Neredeyse elle tutulacak kadar yoğun kokular. Isırsam çenemden aşağı akacak. Ağzımın içi yapış yapış oluyor. (“Post Mortem”) Devamı

May 12

Altındağ ilçesine bağlı Çinçinbağları, Çalışkanlar Mahallesi’ydi burası. Ankara kalesinin çevresine dağılmış birkaç tepenin üzerine kurulmuş, komik mimarisiyle, insanı hem şaşırtan hem güldüren, gecekondularıyla ün salmış bir muhitti.

Gecekondular o kadar gelişigüzel yapılmış ki aradan bir tanesini çekseniz diğerleri domino taşı gibi birbiri üzerine yıkılacakmış gibi gelirdi insana. Devamı

yazı çizi