May 17

Bay Noksanbilmiş, bu soy ismini almadan önce adlı sanlı bir jeoloji mühendisiydi. Doğal madenler eşi benzeri görülmemiş bir tüketim yarışı sonucunda kuruyup gidince, Dünya’nın merkezine bir seyahat yaparak burada bulunan eriyik madenlerden yararlanma önerisini getiren de o olmuştu. Konferansların birinden diğerine koşuyordu. “Maden açlığı çekmemiz inanılmaz, hem de tam olarak koca bir rezervin üzerinde otururken” diyerek kalabalıkları ikna ediyordu çılgın önerisine. Devamı

May 16

Neredeyse yarım saattir durakta bekliyordum. Elimde tuttuğum otobüs kartına baka baka ezberlemiş, şehrin saat kulesinin resmini gözlerimle defalarca çizmiş, zihnimde yeni bir kule inşa etmiştim. Kartın diğer yüzünde kentimizin logosu olan sevimli bir tavşan resmi vardı. Kulaklarına dokundum, bıyıklarını kımıldatarak karşılık verdi ya da bana öyle gelmiş, beklemek hayal gücümü harekete geçirmişti. Boşuna beklemeyin otobüs gelmeyecek, dedi yanımızdan koşarak geçen adam nefes nefese: Devamı

May 15

Küçük kız buklelerini sallaya sallaya koşarak arkadaşının yanına geldi; tam karşısında durdu. Nefes nefese sordu:

“Dün gece konuştuklarımızı hatırlıyor musun?”

Mehmet hiçbir şey söylemedi. Bir anlam bulmaya çalışır gibi yüzüne baktı Hülya’nın.

“Hatırlamıyorsun işte! Hani söz vermiştin? Hani bugün, dün gece birbirimize anlattığımız sırlardan konuşacaktık?” Devamı

May 07

Cumartesi günü Farabi Sahnesinde ikinci grubumuzla buluştuk. Çocuklarla eğlenerek yazmaya başladık.

Tanıştık, kaynaştık, oyunlar oynadık. Nasıl karakter oluşturabileceğimizi keşfettik. İyi ve kötü karakterleri çizdik, boyadık. Onlara isim koyduk, özelliklerini belirledik.

Kalpleri sevgiyle dolduran, insanları iyileştiren, barıştıran bir iyi karakterimiz; sakar, kokoş, kendini beğenmiş, çikolatalı balık seven bir de kötü karakterimiz oldu.

May 05

Uyku | C.

Yazan Editör Kategori atölyeden

Ayın parlak ışığı bir hayalet gibi pencereden içeri süzüldü, kederli bir loşluk içeri yayıldı. Odanın bir köşesinde geceden açık kalmış televizyonun parlaklığı içeri sevimsiz bir grilik yayıyordu. Pencereleri kapalı evde perdeler bir matem havasında asılıydılar. Açık kalan kapıdan karşıdaki odada Sezai Bey’in yatağında uyuduğu görülüyordu. Devamı

May 04

Yağmur yağıyordu, sırılsıklam açtım. Evlerin ışıkları yanıyor, bacalarından kesif duman çıkıyordu. Sokağa burnunu uzatan, dünya yerinde duruyor mu diye merak eden bir Allah’ın kulu yoktu. İnsanlar koltuklarına mıhlanmıştı.

Kapı önlerine bırakılmış torbaları koklayarak ilerliyordum sokakta. İyi insanlar bırakmıştı bu torbaları, içlerinde yağlı ve baharatlı yemek artıkları, tavuk kemikleri ve kürdanlar, küf ve deterjan kokusu; sırtı pek mahalle sakininin aklının ucundan bile geçmeyecek tuzaklar… Devamı

May 03

“Sevgili çocuğum, elinde tuttuğun mektup inanması güç ama gelecekteki senden yine sana yazılmış bir mektuptur. Hayır, bu bir eşek şakası değil, hayır, bu yanlışlıkla birinin cebinden düşmüş ve şans eseri senin bulduğun bir mektup da değil. Görüyorsun ya, mektubu eline alır almaz aklından geçenleri tahmin etmekte ne kadar mahirim, umarım çekincelerin yerini itimada bırakıyordur yavaş yavaş, çünkü otobüse bindiğinden beri inmen gereken durağa yaklaşıyorsun. Devamı

yazı çizi