Nis 24

O kadar kar yağmış, o kadar soğuk olmuştu ki artık herkes aynı fikirdeydi:

“Şimdiye kadar hiç böylesini görmedik”.

Küçük kızın küfürbaz babası, akşamları sobanın başında, sıcacık odada kardeşleriyle toplandıklarında söylenirdi: “Lanet olsun, kırk yıldır Berlin’de böyle kar, böyle soğuk görmedim”. Arkasından yine küfrederdi. Erimeyen karlara, buzlu kaldırımlara, çatılardan sivri sivri uzanan buz sarkaçlarına, hepsine küfrü basardı. Devamı

Nis 16

Bir fotoğraf stüdyosundaydık. Annem ve arkadaşları biraz ileride sohbet ediyorlardı. O ise kaz ayaklarının ayrı bir güzellik kattığı gözleriyle bana doğru yol alıyordu. Sessizce. Anneme yakalanma korkusuyla kaçamak bakışlarla ona bakıyor, kulaklarıma kadar yanıp tutuştuğumu hissediyordum. İlk kez bana bu kadar derin, bu kadar çapkınca baktığını fark ediyordum. Yoksa? İçim titriyordu. Hafifçe başını eğip bana gülümsediğinde kafamı meşgul eden sorular, kilit altında tuttuğum yerden çıkıp beni sorguya çekiyorlardı. Hem de onun bal rengi gözlerinin ışığı altında. Olabilir miydi? Devamı

Nis 05

Yoksul evin kapısını güneş okşamaya başlamış, sokak öğle saatinde iyice boşalmıştı. Naciye, kapı önündeki taşın üzerine ilişerek ağrılı dizlerini güneşe verdi. Yaz başında güneşin bu kadar ısıtması pek de normal gelmiyordu, ama halinden memnundu.

Yedi yıl oldu, diye düşündü. Oğlu gideli tam tamına yedi yıl. Arıyordu arada bir aramasına da, bu yetmiyordu ki. Anne, ille de görmek isterdi yavrusunu, bağrına basmak. Neyse ki sağlığı ile ilgili bilgi alabiliyordu. Devamı

Nis 03

Korkarak girdin kapıdan içeri. Botlarını çıkarman uzun sürdü. Anneannen yardım etti düğüm olmuş bağcıklarını çözmene. Kafanı kaldırınca boy aynasında kendini gördün. Kamburun çıkmıştı. Çirkindin. Ayaklarını sürükleyerek yürüdün mutfağa doğru.

Biliyordun. O, dipteki odadaydı. Kokusunu duyuyordun. Ama gitmen doğru değildi yanına. Seni mutfaktaki tabureye oturttular. Kafanı masaya koydun. Ekmek kırıntılarıyla göz göze geldin bir an.  Çiçekli muşamba örtü soğuktu. İrkildin. Muşambanın soğuğu gözyaşlarını arkalara itti. Düğüm oturdu ince boğazına. Devamı

Nis 02

Bu bahar kahramanım Lucie. Yürekten direnmenin sembolü oldu benim için. Çocuk naifliğimi, hayatın önemini ve önemsizliğini hatırlattı bana. Ölümü kabullenmeyi de…

Lucie, hayat grevinde! “Hayat grevi” duyduğum en güzel direniş. Baharın; direnişi, varoluşu, yeniden doğuşu getirmesi gibi, Lucie’nin hayat grevi de coşkuyla yaşama isteği uyandırıyor. Ne olursa olsun nefes almanın hakkını vererek yaşamak…

Kitabı her elime alışım, başka duyguları harekete geçiriyor. Şu büyüklerin beni yoran hallerini Lucie de çekiyor. Bu baba milleti, neden bu kadar duyguları anlama özürlü acaba? Devamı

yazı çizi