May 26

Elimde poşetlerle pazardan oflaya puflaya gelirken nefeslenmek için yokuşun başındaki parka zor attım kendimi. Bu mis gibi bahar havasında bir iğde ağacının yanındaki bankı boş bulup oturabilmek ne büyük şanstı. Yeni açmış çiçeklerinin kokusunu içime çekip gözlerimi kapatarak kendimi huzura bırakmıştım ki tanıdık bir ses çalındı kulağıma. Rüya gördüğümü sanıp duruşumu bozmadım ama bir süre sonra bunun gerçek olduğunu fark ederek ürperdim. Gözlerimi açıp sesin geldiği yöne baktım ki ne göreyim! Devamı

May 25

Issızda son gecem. Yarın prangalarımı çıkarıp denize atacağım.

Herkesten nefret ediyorum. Benim ve dünyanın tüm prangalarını geride bıraktıklarıma takıp öyle gideceğim.

Sığındığım bu liman, birlikte yaşadığım tüm bu hayvanlar, meyve dolu ağaçlar… Özgürleşeyim derken bana yeni kelepçeler taktılar. Devamı

May 17

Bay Noksanbilmiş, bu soy ismini almadan önce adlı sanlı bir jeoloji mühendisiydi. Doğal madenler eşi benzeri görülmemiş bir tüketim yarışı sonucunda kuruyup gidince, Dünya’nın merkezine bir seyahat yaparak burada bulunan eriyik madenlerden yararlanma önerisini getiren de o olmuştu. Konferansların birinden diğerine koşuyordu. “Maden açlığı çekmemiz inanılmaz, hem de tam olarak koca bir rezervin üzerinde otururken” diyerek kalabalıkları ikna ediyordu çılgın önerisine. Devamı

May 16

Neredeyse yarım saattir durakta bekliyordum. Elimde tuttuğum otobüs kartına baka baka ezberlemiş, şehrin saat kulesinin resmini gözlerimle defalarca çizmiş, zihnimde yeni bir kule inşa etmiştim. Kartın diğer yüzünde kentimizin logosu olan sevimli bir tavşan resmi vardı. Kulaklarına dokundum, bıyıklarını kımıldatarak karşılık verdi ya da bana öyle gelmiş, beklemek hayal gücümü harekete geçirmişti. Boşuna beklemeyin otobüs gelmeyecek, dedi yanımızdan koşarak geçen adam nefes nefese: Devamı

May 15

Küçük kız buklelerini sallaya sallaya koşarak arkadaşının yanına geldi; tam karşısında durdu. Nefes nefese sordu:

“Dün gece konuştuklarımızı hatırlıyor musun?”

Mehmet hiçbir şey söylemedi. Bir anlam bulmaya çalışır gibi yüzüne baktı Hülya’nın.

“Hatırlamıyorsun işte! Hani söz vermiştin? Hani bugün, dün gece birbirimize anlattığımız sırlardan konuşacaktık?” Devamı

yazı çizi