Tem 03

Kaldırıma ayağı takıldı düştü. Hem de burun üstü. Okul dönüşü, yorgundu, aklı başka yerdeydi, insanlık hali; ama bu sefer bayağı sertti. Eve birkaç metre kalmıştı, burnu kanıyordu. Toparlandı, çantasından bir mendil çıkarıp burnuna tampon yaptı, eve doğru koştu.

Kapıyı annesi açtı. Bir anne için ne korkunç bir manzara. “N’oldu yavrum?” Annesinin aklına hemen üst komşusu geldi, doktorun kapısını çaldı.  İçeriden o kadar çok ses geliyordu ki kimse zilin sesini duymuyordu. Galiba yine ağabeyi kardeşini dövüyordu. Ne kalabalık bir aileydi. Yaramaz olana değil de şu doktor ablasına ihtiyacı vardı. Devamı

Haz 26

Bir ayakkabı mağazasındayım. Hem kel hem de fodul erkek arkadaşımın ve babetçi ablamın aksine, topuklu ayakkabılara bayılırım. 23 pontluk ayakkabıları, tıkır tıkır denemeye başladığım anda kendimi kaybederim. Dünyaya 15 cm tepeden bakmak… Erkek arkadaşım kompleks yapsa, düztaban ablama fenalık gelse de umurumda değil. Sanırım ben, efsane bacaklı babaanneme çekmişim.

Bazı züppe arkadaşlarım demode bulsa da adımdan memnunum. “Cemile” babaannemin adı, köyün en güzel kadını. Dere kenarında çamaşır yıkayıp yürek yaktığı söylenir, nur içinde yatsın. Güzellik suç mu? Hakkında birçok rivayet var, ne derlerse desinler, ben inandığıma bakarım… Devamı

May 15

Sıcak bir sabahtı ve açık pencere bulmak kolaydı. Küçük bir tur sonrası güzel kokular tüten bir pencere buldum, içeri süzüldüm. Tam zamanında. Sofra bir alışveriş merkezini andırıyordu. Kalabalık bir aile olmalıydı. Devasa raflar, pastaneler, kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz koliler, paten kaymak için bir alan, dekoratif siyah ağaç küreler, renk renk sıvılar; ama en çok o tatlı kokulu sarı lezzet havuzu için gelmiştim. Küçük bir tur attım, hedefe kilitlenip inişe geçerken arka odalardaki sesler artmaya başladı. Lezzet dünyasının gardiyanları geliyordu. Devamı

Nis 30

Kendimi bildim bileli sandalyeyim. Kendimi bilmeye ne zaman başladım, o ayrı konu. Kolay değil. Şişmanlardan, tahta popolulardan, yağmurdan, pastan bıktım. Eskiden bir minderim vardı, bir de itibarım. Masa başı sandalyesiydim. Babamız bildiğimiz yaşlı cevizin çevresinde altı kardeştik. O aileye yıllarca hizmet ettik.

Kasabada yaşadığımız için pek rakibimiz yoktu. Evin kızı, her hafta bizi sabunlu bezlerle siler, annesi Ayşe Hanım da diktiği minderleri yıkayıp özenle bağlardı. Ne olduysa o lükens ayaklı lüks mobilyaların evimize girmesiyle oldu. Devamı

yazı çizi