Nis 22

Kapı çalıyor. Zırr zırrr. Israrla çalıyor. Zırrr zırrr. Gecenin bir vakti kim gelebilir ki! Ahmet koşup kapının ardından birkaç kez “Kim o” diye sesleniyor. Ses yok, ses gelmedikçe merak ve korku duygusu artıyor. “Açmayalım” diyorum. “Açmayalım ki bitsin bu saçmalık.” Bütün gece yaşadıklarımız yetmezmiş gibi. Bir de bu neyin nesi ise…

“Ahmet” diyorum, yok gitmiş. Mutfaktan büyükçe bir bıçak alıp gelmiş, bir eli de kapıda. “Ne yapıyorsun” diyorum. “Çekil kenara, nefsi müdafaa diye bir şey var” diyor. Tabii avukat beyimizden daha mı iyi bileceğiz! Delikten bakıyoruz ama kimse yok. Amiyane tabirle, götümüz üç buçuk ata ata kapıyı açıyoruz. O da ne! Birtakım Reptilianlar evimize gelmiş, oğlumuz Can’ı alacaklarını söylüyor. “Bu ne saçmalık canım, önce beni çiğnemeniz lazım, anayım ben ana” diye haykırıyorum. Devamı

Nis 15

Burası biraz ücra bir yerde kalmış. Arka sokakta ama içerisi hiç beklemeyeceğin güzellikte. Siyahi bir kadın solist, saksafon çalan da siyahi bir adam, diğerleri yerli Amerikalı. Bu ne biçim tabirse, kendimden beklemezdim bu açıklamayı.

Sahi insan kendinden ne bekler ki?

Müzik alıp götürmüş beni, baksana, gene atlamalı bir sürü şey düşünür olmuş beynim. İnsan kaç yüz tane şey düşünebiliyor saniyeler içinde, bir sürü olasılık, yaşanmışlık, yaşa-na-mamışlık… Mekân karanlık sayılır, loş. Hem insanların hem müziğin sesi çok iyi geliyor. Kırmızı şarap sipariş ediyorum. Üzerimde de kırmızı bir elbise, bacaktan itibaren yırtmaçlı ve sırt dekolteli. Hep hayalimdi, buralarda böyle giyinmek. Hem bu hayali kanlı canlı yaşayabilmek hem de burada olmak mutlu etti beni. Devamı

Oca 27

Kadehin içine sığdırdıklarım; şarap, şehir ve sonsuz bulutlar…

Şehirde; sen, ben ve diğerleri…

Şarap ben-im; şarabın içinde benim sığdırdıklarım…

Belki oyun oynuyorumdur.

Ya da belki benimle oyun oynamışlardır. O yüzden buradayımdır. Yani suçum ne onu bile tam anlamış değilken, burada var olmama nasıl bir anlam katabilirim! Devamı

Ara 18

Ben bir zikirmatiğim. Renklerim var benim. Sade, yalın ve net.  İsmimse kullanan kişiyle özdeşleşir. Seda’nınki, Ayşe’nin, Özlem’inki gibi. Fabrikasyon ürünüm. Orada bir sürü kardeşim vardı. Büyük pazara sahip insanların eline düşene kadar, hepimiz yan yanaydık. Çok özlüyorum onları. Ne yapıyorlar ki? Hepsini geçerim de  “Mor”u, en yakın arkadaşımı hiç unutamam. Dükkândayken bir kutunun içinde dip dibe durur yaşar giderdik. Ne günlerimiz geçti be! Devamı

yazı çizi