Kas 22

“Benim gibi insanlarla buluşmak, yazıp çizmek, konuşmak, ipuçlarını öğrenip daha iyi yazmak istiyorum” diyorsanız atölyeme beklerim.

Yeni atölye grubu, kayıtlar tamamlanınca başlayacak ve bu programla 8 hafta boyunca salı akşamları 19.00-21.20 arası sürecek.

Katılmayı istiyorsanız, yazıp çizme maceranızdan ve kendinizden bahsedip atölyeden beklentilerinizi bana yazın: gaye@yazicizi.com

Atölyeyi, Ankara Tunalı Hilmi’de düzenliyorum. Atölye tamamen uygulamaya dayalı, kuramsal dersler yok, yazıp okuyarak tartışacağız. İpuçları verip daha iyi yazmanıza destek olacağım. Devamı

Kas 07

Merdivenden çıktığında kapının açık olduğunu gördü. Henüz bir aslan saldırısından kurtulmuş ceylan gibi nefes almaya başladı. Elini kapının kulpuna atıp yapış yapış bir şeye dokunmuş ve neyse o iğrenç şeyi parmak uçlarından avcuna sıyırmak istiyormuş gibi hareketler yapıyordu. Birkaç kez tekrarladı bunu. Kulpu tuttu ama kapıyı itmek için hamle yapması zaman aldı. İçeride puslu bir hava, sanki ocağın üstünde çay vardı ve buharı her yanı sarmıştı. Camlar buğulanmıştı. Kapıdan içeri geçerken ayakkabısına takıldı, sabah alelacele çıkarken demek bu ayakkabı yüzünden açık kalmıştı kapı.

Ne büyük şanstı, komşuların ya da bir satıcının içeri girip, araklayacak bir şeyler bulmak için dolanırken bu manzara ile karşılaşmamış olması. Öyle olsaydı iş yerinden alırlardı onu. Bütün arkadaşlarının arasında belki ağlayarak belki sırıtarak, ellerinde kelepçeler, bağıra bağıra yaptıklarını itiraf ettiği sahne canlandı gözünün önünde. Neredeyse hoşuna gitti. Devamı

Kas 06

Az, çok az kaldı. Kafamı kaldırınca görebiliyorum artık. Kaç adım attım buraya gelebilmek için, kaç gündür yürüyorum bilmiyorum. Gerçi buna yürümek denemez, ellerim de ayaklarım kadar sorumlu ağırlığımı taşımaktan. Epeydir toprağın kokusu burnuma daha bir yakından geliyor. Ne zaman düştüm de geri kalkacak gücü bulamadım, aklımdan silinmiş. Ormanı arkamda bıraktığımdan beri yemek, su önemini yitirdi. Yerdeki kuru otlar karnımı doyuramaz, kanını içebileceğim etine dolgun hayvanlar yok. Oraya, eve ulaşmak dahi eskisi kadar mühim görünmüyor gözüme. Yaşamaya devam etmemi sağlayan tek bir gayem var: ilerlemek. Devamı

Kas 01

6. sokaktaki evimiz, diğerlerinin zenginliklerini her daim fark etmeleri için oraya kudretli, başı sonu olmayan bir el tarafından yerleştirilmiş gibiydi. Mutaf Apartmanı 56/6. Birbirini sevmeyen altı aile. Sakinlerinin çocukları da birbirleri ile hiç anlaşamazdı. Sokaktaki diğerleriyle muhabbetleri ise ancak sobalı evleri merak eden zengin çocukların girişimleri ile mümkün kılınıyordu. En alt katta bir numarada oturan Şahin, bu muhabbetlere pas vermemeyi, şov yapmak için gündüz vakti yaktığı soba ve harcadığı çıralar yüzünden yediği dayaktan sonra öğrenmişti. Pek konuşmazdı ama bir gün bana dudak uçuklatan arkadaşlarından bahsetti. Fareler.

Şahin farelere hikâyeler anlatır, onlarla ödevlerini yapar, oyunlar oynar, herkesten gizlerdi dostlarını. Mutaf Apartmanı’nın çocukları bir tuhaflık olduğunu anlamış ve tabii ki peşine düşmüşlerdi. Devamı

Eki 28

Anası öldüğünde on iki yaşındaydı, istemeye ilk geldiklerinde on beş, evlere temizliğe gitmeye başladığında henüz on yediye basmamıştı Safiye.

Sabah yedide evden çıkarsa Çayyolu, sekizde çıkarsa Kurtuluş, yedi buçuksa saat Bahçeli’deki eve gidiyor demekti. Otobüste kafasını cama yaslayıp yol boyu hayaller kurardı. Halıları süpürürken, camları silerken, eğilirken, doğrulurken, bezleri sıkarken… “Güle güle kirletin abla.” deyip çıktığı her evden sonra bir adım daha yaklaşıyordu hayallerine.

“Al kızım, ben bu ayakkabıları artık giymiyorum.” diyen hanımının verdiği ayakkabı kutusu, hayal kumbarası olmuştu. Koynundan çıkardığı parayı, kuruşuna dokunmadan atardı. Ara sıra önünden geçtiği vitrinlere gözü takılsa da “Dön kız önüne, sağa sola fazla bakma!” diyerek hırsla başını öbür tarafa çeviriyordu. Devamı

yazı çizi