Ara 11

Günlerdir yanıma bile uğramadı. Çok sevdiği kupası da masada kalmış. “Ne çaydan ne senden vazgeçerim” der saatlerce yazardı:

İçi kelimelerle dolu bir iksirdir çay, karşılıklı konuşmaya başlamadan demleriz… İçip yazarken demleniriz.

İçini kâğıtlara dökerdi. Beni eline aldığında, sohbete başlamadan önce koyulan çay gibi kendimi hazırlardım. Elinin sıcaklığıyla mürekkebim daha hızlı akar, kelimeler kâğıt üzerinde kayarak iz bırakırdı. Kurudum. Onun boğazında düğümlenenler benim de içimde dondu kaldı. Çok yazık, ne kendime faydam var ne de ona. Beni eline bir alsa…

Ama o annesi! Kuruyan mürekkebimden de kara, katı yürekli kadın… Her şeyi mahvetti yine. Gözlerimin önünde Gülce’nin günlüğünü okudu! Beni sürekli akşamdan kalan çay lekeli kupanın içine, masadaki ıvır zıvırla birlikte tıkıştırdığı gibi, kızını da kurtulmak için çabaladığı çukura geri tepti. Oysa yazdıkça rahatlamış, kelimelerden ördüğü basamakları tek tek çıkmaya başlamıştı.

Devamı
Kas 25

Neşeniz bol olsunmuş. Kim bu yahu? Ona ne ki bizim neşemizden. Bak sus pus olduk. Herhalde maşallah dediği 15 dakika yaşamayan tiplerden bu adam. Sevim de şaşırdı. O bana baktı ben ona. Deli mi ne. İnsan tanımadığı kişilerin konuşmasına böyle damdan düşer gibi dalar mı?  Manyak. Ah ne güzel şu yaz gününün keyfini çıkarıyorduk. Çay da pek güzeldi. Olmasa ne yazar, vapurda çay içmeden olmaz. İsterse bulaşık suyu gibi olsun. Sabah olsaydı simit de alırdık ama şimdi karnım tıka basa dolu. Çok yedik çok. Lafa daldık, tabakları yalamadığımız kaldı bir tek. Oh sefam olsun, sanki her zaman yapıyoruz da.

Devamı
Eki 02

Bu defa çok iyi gizlendim. Burada beni kimse bulamaz, biraz soluklanmak istiyorum. Ama fazla kalamam, benim de birkaç kişiyi avlamam gerek. Yoksa buradan çıkmam mümkün değil.

Gözümü uzattığım delikten hızla koşan bir adam görüyorum, silahını düşürmüş. Süratle uzaklaşıyor ve aşağıdaki ağacın arkasında kayboluyor. Silahlardan ürkütücü sesler çıkıyor. Bağıranlar var ortalıkta.

Devamı
Eyl 28

Hani derler ya “Şeytanın işi yok sana mı karışacak?” diye… Aksilik bu ya, işsiz şeytanlar hep beni bulurdu.

Oğlanın toplantısı mutlaka işyerindeki önemli bir görüşmeye rastlar, o olmazsa kılı kırk yararak öğle tatiline denk getirdiğim kuaför randevuma isabet ederdi. “Ay hiç mutfağa giresim yok, dışardan söyleriz” dediğim akşam yemeğe kayınvalidemlerin geleceği tutar, haftalardır peşinde koştuğum gündelikçinin bize geleceği gün, kocam beyin yurtdışı dönüşüne denk gelir, temizlik bilinemez bir tarihe ertelenirdi.

Devamı
Haz 25

Aynanın ne suçu var ki suret burada, siret nereden? Aynadaki yansımasına bakıp bakıp saydırıyordu yine. Küçücük yaşında terk edip gitmiş anasından başladı sövüp saymaya. Bakkalın çırağı ne güzel saçların var, demiş de kocası bir gün sevmemiş saçlarını da, bunun için evlat bırakılıp gidilir mi. Ne oldu! Mısır püskülüne döndüyse saçların, erkenden kel kaldıysan yahut, düşünmedin mi bir gün beni. Kimlere bıraktım ben oğlumu diye. Devamı

yazı çizi