Haz 26

Bir ayakkabı mağazasındayım. Hem kel hem de fodul erkek arkadaşımın ve babetçi ablamın aksine, topuklu ayakkabılara bayılırım. 23 pontluk ayakkabıları, tıkır tıkır denemeye başladığım anda kendimi kaybederim. Dünyaya 15 cm tepeden bakmak… Erkek arkadaşım kompleks yapsa, düztaban ablama fenalık gelse de umurumda değil. Sanırım ben, efsane bacaklı babaanneme çekmişim.

Bazı züppe arkadaşlarım demode bulsa da adımdan memnunum. “Cemile” babaannemin adı, köyün en güzel kadını. Dere kenarında çamaşır yıkayıp yürek yaktığı söylenir, nur içinde yatsın. Güzellik suç mu? Hakkında birçok rivayet var, ne derlerse desinler, ben inandığıma bakarım… Devamı

Haz 25

Toprağı özenle saksılara döktü. Karıştırdı, üzerini düzledi, oyuklar açtı. Domates fidelerini her bir oyuğun içine tek tek yerleştirdi. Toprağı sıkıştırdı. Kendisinde ne varsa parmak uçlarından toprağa akıyordu. Mutsuzluğu, yalnızlığı, her şeye geç kalmışlığı, yaşamamışlığı… Endişeleniyordu. “Gübresi mutsuzluk olan domates fideleri nasıl büyür?” diyordu. Büyüsün istiyordu. Domatesler çubuklara tutunup büyüdükçe içinde yer etmiş karalar seyrelecekti. Onu alıp içecek, canlanacak, yaşama karışacaktı. Onlara can suyunu verirken susadığını fark etti. Hiç tanımadığı, bilmediği bir yaşama susuzluk… Bir bardak soğuk su içti. Devamı

Haz 24

− Doktor doktor baksana!

Ayşen Hemşire doktor odasına hızla daldı. İçerisi loş ve havasızdı.

− Hastane yıkılıyor hâlâ horluyorsun!

Ercüment gözlerini araladı. O ana kadar kuş tüyü bir yatakta yatıyormuşçasına rahattı. Kafasını kaldırırken kaburgalarında hissetti, eski püskü çekyatın sivrilmiş yaylarını. Ağır ağır doğruldu. Her tarafı tutulmuştu. Ağzı yapış yapış…

− Ne var? Ne oluyor? Devamı

May 30

Yıllardan beri aynı köşede, aynı pencere kenarındaydım. İçimdeki sıkıntıyı bir türlü tarif edemiyordum. Evin güleç yüzlü teyzesi Ayşe hanım, yıllardır benimle çok güzel ilgileniyor, yalnızlığını benimle gideriyordu. Her gün sevgi sözleri mırıldanıyor, yapraklarımı narince okşuyor,sulamayı ise hiç ihmal etmiyordu. Ankara’daki oğluna yaptığı nadir seyahatlerinde beni karşı komşusu Fatma teyzeye bırakır, ona sıkı tembihlerde bulunurdu. Devamı

May 28

− Of yine başladık tıraş ol, saçını kestir muhabbetlerine; iyiydik böyle! Tıraş olmadan gitsek işe ne olurdu yani. Ayakkabılar boyatılacak daha.

− Mızmızlanma kalk; üç ay oldu, özlemedin mi Gül Ahmet’in hikâyelerini? “Memleketin vaziyeti fena genç! Herkes ayrı telden çalıyor” diye başlar, “Bizim köyde bir sosyalist bilmem kim vardı” diye devam eder. Ezberinde mi son haberler? “Üç ay gittin gâvur memlekete, olup biteni takip ettin mi bakalım?” diye çeker şimdi seni sorguya.

− Tembelliğim Gül Ahmet’e işler mi hiç.

***

İzmir’in temmuzunu sevmiyorum arkadaş, zorla mı? Hava boğazıma çöküyor adeta, nefes alamıyorum. Devamı

yazı çizi