Ara 11

Ah benim canım dayıcığım, seni ne kadar özledim. Bu hayatla vedalaşman hepimiz için sürpriz olmuştu. Hiç ölmeyecek gibi yaşıyordun. Ölüm sana hiç yakışmadı. Benim en iyi arkadaşım, sırdaşım, dostumdun. Çocukluğum da, gençliğim de senle kolaydı. Ne zaman yaramazlık yapsam yanına kaçardım. Beni korur kollardın. Hele üniversite sınavını kazanamadığımı babam öğrenince, bana kızacak diye hasta rolü yapmanı unutamıyorum. Ciddi bir rahatsızlığın olduğunu düşünüp beni unutmuştu. Seni çok sever ve hiç kırmazdı. Babamın gözünden sakındığı, rahmetli babaannemden kalan antika vazoyu kırdığımda, kendini benim için feda etmiştin. Devamı

Kas 29

O koca şey balıkçının oltasına yakalandığında tekne sarsıldı. Makarayı var gücüyle dolarken ayaklarıyla teknesinin kenarlarından destek alıyordu. Yıllardır ona hizmet eden sadık arkadaşının tahtalarından çatırdama sesleri geldiğinde makara artık sona dayandı. Kanca yukarıya doğru yükselirken, ucuna yakalanan inatçıyı göremedi ama gök sanki ona “iyi iş” dercesine gürledi. Dudaklarının kenarları yukarı doğrulu kıvrılıp avının ayaklarına düşmesini bekliyordu ki, gözlerini memnuniyetle açıp kapadığı salisede gülümsemesi yerini dehşete bıraktı. Teknenin ucuna konan yaratığın göğsünde, kancanın saplandığı yerden kanlar akıyordu. Ve onun gelişiyle kapanan havada yüzü Azrail’i çağırırcasına griydi. Devamı

Kas 23

Güneş solarken sakilliğini gizleyerek daha da uzayan bina. Ardı arkası çorak arazi, her an her şeye dönüştürülebilir. Girişi toprak yol, çamurun daha çamur hali. Uzayan bina bakımsız. Sardalya kutuları misali üst üste dizildikleri katlarda insanların, hayaller bile bitişik, sıkışık nizam. Telaşlar üst üste, yorgunluklar eskimiş; dip dibe, kendinden bir hayli uzak yaşamlar. Hayat kavgaları ekmeğin peşi sıra gitmekten öteye uzanamıyor. Yaşamlar solgun. Yakınlarda bir mezarlık var. Devamı

Kas 14

Yaşlı adam her günkü gibi o çok sevdiği parktaydı. Orası onun için hem kaçış yeri hem de insanlarla bir araya gelmek için can attığı bir mabetti. Her gün aynı banka oturur, derin bir of çeker, maziyi selamlar, sessizleşir, düşünür, gözlerinden hafif bir hüzün damlasını parka hediye bırakırdı. Her gün sevgili güvercin dostları için yanında bir avuç yem getirir, o yemleri oturduğu bankın etrafına onları kutsarcasına savururdu. Devamı

Kas 06

Efendi’nin özenle yaptırdığı güzel odada, yemek yediği tek bir öğün vardı. Taşların aralarındaki biçimsiz boşluktan içeri sızan uykulu güneş, her yeri daha parlak ve canlı gösterdiği zaman. Ondan öncekilerin umursamadığı bir fazlalıktı aslında burası. Eski Efendiler için haz ve huzur, kayanın altında ezilmişti. Onlar, güzelliğe kör gözlerle bakmış bilgelerdi.

Şimdi ise bir düzine yaşı ermemiş çocuk, yeni Efendi ve kendini bildi bileli burada olan Genç, birlikte yaşıyordu.  Uçurumun kenarında, kargaşadan uzak, kayadan bir evde. Her yeni Efendi hakkında yayılan dedikodular olurdu. Devamı

Eki 31

Yahu hep güleceğim gelir, şu İshak beye akıl sır erdiremezdim. Sen git o güzelim işinden ayrıl, bu geçim derdinde o yüklü maaşı bırak, o pek bereketli makamı tep; kuzu derisi bavulunu al, düş paytak paytak kıt aklının yoluna.

Sabah kahvaltını önüne koyan mı yoktu, akşam kahveni köpürten mi? Hayır, iki oğluna örnek oldun ya, mahalleden hiç kimse kızlarını vermez bundan böyle. Karın daha genç, saçının dip boyası kolay kolay gelmez. Yazık değil mi? Devamı

Tem 28

Fonda Dört Mevsim’den bir sonrası, gözlerim kapalı. Düşlerim, Viyana’da valsin çağladığı bir balo salonuna eteğini yerleştirerek kuruluyor. Ezgiler ürkek titreşirken, rüzgâr enerjini taşıyor kollarıma, ürperiyorum. Her hissedişimde özlediğimi, şaşkınlığıma yenik düşüyorum.

Titrek iki pırıltı halinde gözlerin, bir bebeğin hayata hazırlıksız gelişi gibi karşımdasın. Kahkahanı değil ama manidar gülümseyişini soluyorum. Bir bir dokunuyorum omuzlarına. Hayat izimi taşıyan parmaklarım kadife hisse aşina. Devamı

yazı çizi