Oca 14

Uzak şehir / Sinemis Meker

Yazan Editör Kategori atölyeden

Yemeğin altını kapattım. Üstümü de değiştirdim mi hazırdım.

Canan teyzemi en son gördüğümde incecik beline uzanan dümdüz saçları, mavi çiçekli elbisesi ile neşe kaynağıydı evin. Evin dediysem lafın gelişi, evlerimizin. O zamanlar anneannem ve teyzem üst katımızda otururlardı. Annem babamla evlenince annesini yalnız bırakmak istememiş, dedemden yadigar iki katlı taş evin alt katına yerleşmişler.

Kocaman geniş bir yaylaya uzanırdı evimiz, denizin kokusunu hissederdik, ama görmek için çatı katına çıkmak gerekirdi. Yakın civarda pek ev yoktu. Bayır aşağı az yoruluncaya kadar yürürdük Ayşe Hanım teyzelere gitmek için. Arada torunları gelirdi şehirden ziyarete, onlarla oynardık. Deniz ve Ece. Çok güzel oyuncakları olurdu, onlar bana oyuncaklarını verirlerdi ben de onlara hazinelerimi gizlediğim yerleri gösterirdim. Senede on günü geçmezdi bugünlerin sayısı.

Onların dışında tek arkadaşım Canan teyzemdi, bir de çatı katından bazen saatlerce seyredaldığım mavi-gri dalgalar. Bana gelecek zamanları anlatırdı sanki, hayal kurar kurar denize atardım.

Sonra teyzem gelirdi, “Hadi bakalım yakışıklı, bu kadar keyif yeter, yemek vakti” derdi. En çok onun yaptığı yemekleri severdim, ayrı bir tadı olurdu. Annem şakayla karışık sitem ederdi bana “Sen teyzenin oğlu ol o zaman” derdi.

Teyzem en iyi arkadaşımdı, benimle saklambaç oynayan, boya yapan, Deniz ve Ece’nin bile bilmediği hazinelerimin yerini bilen.

Her gece uyumadan önce hikâye anlatırdı bana, hikâyelerin sonu hep bol ışıltılı uzak şehirlerde biterdi.

Uzak şehirler…

Deniz ve Ece’nin amcası varmış o uzak şehirlerden birinde, doktor çıkmış; eli yüzü düzgün, hali vakti yerindeymiş. Talipmiş teyzeme. Teyzem de güzel kız, terbiyeli, becerikli. Birbirlerinden iyisini mi bulacaklarmış.

Ben yokmuşum gibi konuşurlardı bunları, en çok da bu giderdi zoruma.

Sonra telli duvaklı gelin oldu Canan teyzem. Haberini aldık, eniştem burs kazanmış, yurtdışına gitmişler. Çocukları olmamış, eniştem istememiş. Önceleri birkaç mektup yazmış, sonra onlar da bitmiş. Ne aramış ne sormuş, hadi biz neyse de insan biraz olsun yaşlı annesini düşünmezmiymiş. Hayırsız çıkmış anlayacağın, öyle derdi annem.

Çok kızardım anneme o zaman, hayırsız demek Canan teyzemin beni unutması demekti.

Aradan yıllar geçti, kimse kalmadı iki katlı taş evde. Zaman zaman içimi sızlatan o günler geride kalmıştı.

Hayat o kadar gerçekti ki ne hatırlamaya ne de hayal kurmaya yer kalıyordu. Anıları da hayalleri de yok ediyordu yaşamın sertliği.

Haber geldi sonra Ayşe Hanım teyzeden.

Canan teyzem uzak ve ışıltılı şehirlerde yapayalnız kalmış. Çok okumuş doktor kocasına uyum sağlayamıyormuş artık, sosyokültürel farklar varmış aralarında, çocukları olsaymış belki sürermiş, ama yeni kadın çok fettanmış.

Türkiye’ye dönüyormuş, benim adresimi vermiş, doğru buraya gelecekmiş.

İçimde karmakarışık duygular, mutfağa girdim. En sevdiği yemeği yaptım. Biraz kızgınlık ve sitem, biraz sevinç ve heyecan, biraz özlem. Ama en çok beklenmedik sonun bilinmezliği ve tereddüdü vardı içimde.

Yemeğin altını kapattım. Beklemeye başladım.

Gaye’nin notu: yazı çizi atölyesi ürünlerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...