Mar 01

Yeni Yıl / Ayşen Cesur

Yazan Editör Kategori atölyeden

Gece saat tam dördü yirmi geçe korkunç bir baş ağrısı ile uyandı. Mutfakta lambayı dahi yakmadan, antreden gelen loş ışıkta dolabı açtı. Bir ağrı kesici içti. Isıtıcının düğmesine basıp mutfak masasına geçti. Üzerinde hâlâ dün akşamki kavganın yorgunluğunu taşıyordu. Başını ellerinin arasına alıp masaya eğildi. Saçlarını diplerinden tutup hafifçe çekti iki eliyle. Bu, hem ağrıya hem de ayılmasına yardımcı oluyordu. Dayak yemekten beter bir hâldeydi, tam da yılbaşı gecesi nasıl böyle bir kavgaya tutuşmuşlardı. İlk kavgaları değildi bu, kimbilir kaç kez şiddetli kavgalarla ayrılmış, bir iki gün içinde büyük bir coşku ile barışmışlardı. Ama ilk defa bir kutlamada, herkesin içinde tutuşmuşlardı kavgaya. Cem, rakı kadehini hırsla sıkınca bardağı kırıp elini kanatmış, bileğinden aşağı kan damlaları süzülmüştü. Henüz saat on iki olmadan, rengârenk kristal taşlarla süslenmiş canım masa örtüsü kan damlaları ile lekelenmişti. Korkunç bir andı. Korkmuş ve çok utanmıştı.

Yeni yıla acilde girmişlerdi. Erken sarhoş olup alkol komasına girenler, trafik kazası geçirenler ve balkondan atlayıp intihar etmek isteyen delikanlı ile kıyaslayınca durumları gayet basit kalıyordu. Demek yeni yılın ilk günü ölmek isteyenler de oluyordu. Sedyedeki genç adama bu tükenmişlik duygusunu veren neydi? Onu uyandırıp sormak istedi, “Neden, neden ölmek istedin?”  Bu kadar genç bir adamın ağzına dahi yakışmazken ölüm kelimesi. Herkes koridorlardaydı. Sedye başında elinde serum şişesi tutan hasta yakınları, inleyenler, ağlayanlar. Kendini bahçeye zor attı. Cem’in eline dikiş atılırken bahçede sigara içmeye çıkmış, sarhoşun teki Meltem’e musallat olmuştu. “Ne kadar güzel elbisen var. Şarkıcı mısın sen?” Duymazdan geldi ve biraz ileri yürüdü.

Birkaç saat sonra Cem’i taksiyle evine bırakıp döndü. Cem onda kalmasını istemişti, ama yalnızlığa ihtiyacı vardı. Bu rezaletin üstüne, tüm o insanları tekrar görmek istemiyordu. Perşembe işe gitmemek, şu an buharlaşıp yeni bir hayata doğmak için her şeyini verebilirdi. Aynaya yüzünü yıkamaya giderken daha önce izlediği bir filmin içinde olmak istedi, uyandığında birden kadın olan bir adamın hayatını anlatıyordu film. Yüzünü yıkarken aynaya baktığında bir adama dönüşse ne güzel olurdu. Meltem’in yeni yıl dileği buydu, bir erkek olarak uyanmak. Başını kaldırsa ve aynada şöyle gülen, güzel gözlü bir adam yüzü görse, traş olsa ve ıslık çalarak işe gitse.

Cem, onu her yerde arardı da bir adamın içine bakmayı asla düşünemezdi. Başını kaldırdığında rimelleri akmış yorgun bir yüz gördü, 1963 Aydın doğumlu, Mehmet’ten olma Fatma’dan doğma Meltem Akkuş’un, narin hatlı, ince dudaklı, zarif yüzünü. Gözleri şişmiş, torbalanmıştı ağlamaktan. Makyajını silmeden yüzünü havluyla kuruladı. Lila, nakışlı havluda iki hayali göz şeklinde siyah rimel lekeleri oluştu. Ağlamış, yorgun kadın gözlerinin isli izleri.

Bu banyonun fayansları için nasıl uğraştıkları geldi aklına. Cem’e ilk âşık olduğu zamanlardı. O kadar mutluydu ki Cem’in anlamsız kıskançlıkları ona sevimli gelmişti. Ayaklarını yerden kesen adam, hayatını yarı açık cezaevine çeviren bir gardiyana dönüşmüştü. Mutluluk nasıl haber vermeden çekip gidiyor ve yerini mutsuzluğa bırakıyordu sessizce. Evdeki birçok eşya ona Cem’i çağrıştırsa da içinde ne bir heyecan ne bir neşeye neden oluyordu bu hatıralar. Hüzün dahi yoktu artık. Tepkisiz yüzlerce anının, farklı renklerde birer balık olduğu ve her birinin farklı yönlere yüzdüğü bir göldü beyni. Balıklar oradan oraya yüzerken mutfağa dönüp bir kahve yaptı.

Kendi kendine uzun zamandır itiraf edemediği bir gerçekle yüzleşme zamanı çoktan gelmişti. Göle birkaç parça ekmek atıp balıkları bir araya toplamak ve hepsini yakalayarak rakıya meze yapmak gerekiyordu. Cem ve anıları, bir rakı mezesi olup sindirildikten sonra şehrin kanalizasyonuna gönderilmeliydi. Bu ilişkiye nokta koyma zamanı gelmiş de geçmişti. Meltem her seferinde hâlâ düzeltilebilecek bir şeyler kalmış mıdır diye dönüyor, ama hayalkırıklığı dışında bir şey bulamıyordu. “Dört yılı boşa harcamış olamam” inadı, ona iki yıla yakın bir süre daha harcatmıştı. Hatayı kabullenme olgunluğu gösterememek zararını daha da büyütüyor, ilişkide açılan yara kangrene dönüşüyordu.

İşi ve arkadaşları da bu ilişkiden zarar görüyordu. Son zamanlarda kavgaları daha şiddetli ve saldırgan olmuştu.  Artık alttan alan, idare eden kalmamış, bilakis Meltem de kendine yöneltilen saldırılara aynı biçimde cevap vermeye başlamıştı. Küs kalma süreleri uzadığı gibi, barışmalar da coşkusunu kaybetmiş, idareten yürüyen bir ilişkinin çaresiz kabullenişlerine dönüşmüştü. Gerçekten çaresiz miydi yoksa çare üretemeyecek kadar güçsüz mü? Kahveden çektiği büyük yudum genzini yakarak aşağı indi.

Antreden telefonunun mesaj sinyali geldi. Kalkıp bakmak istemedi. Ne bir özür mesajı ne de bir yeni yıl kutlaması görmek istiyordu. Sabah olup gün doğmadan, yürünecek yeni bir yol, ulaşılacak yeni bir hedef bulmalı, en azından bu yeni hayal ile uykuya dalmalıydı.

Gaye’nin notu: yazı çizi atölyesi ürünlerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...