Oca 21

Oğluşum | Fatma Eser

Yazan Editör Kategori atölyeden

“Melahat! Hayatım yeter artık, dudaklarını kemirmeyi bırak. Tırnaklarından sonra sıra dudaklarına mı geldi? Zaten bütün gece yatakta dönüp durdun, uyutmadın beni.”

Kemirmeyi bırakıp öfkeyle kocasına döndü.

“Pes! Vallahi pes Mustafa! Ne gamsız adamsın. Bir gece uyumadın diye ölmezsin.”

“Ben mi gamsızım? Asıl sana pes, oğlumuz bir kız getiriyor eve diye nedir bu telaşın, inan anlamıyorum.”

“Ay şiştim Mustafa şiştim. Anlasana oğlunun niyeti ciddi. Yoksa te Amerikalardan ne diye getirsin kızı buralara. Hem elin gâvuru nereden bilir, bizim örfümüzü âdetimizi. Özgür yapamaz onla ama işte anlatamıyorum ki ben derdimi.”

Elindeki gazeteyi katlayıp sehpaya doğru attı Mustafa. Yakın gözlüğünü gömleğinin ön cebine yerleştirdi.

“Sen Özgür’ü hiç dinlememişsin Melahat. Kız Türk diyorum sana, neden anlamak istemiyorsun? İsmi Ayça dedi ya.”

Hırsla çayından bir yudum aldı.

“Ne fark eder Mustafa Bey, hem bu daha kötü. Bir de o sevimsiz, mendebur kızı tanımam gerekecek. Kız gâvur olsa daha iyiydi, en azından ‘Oğlum bak kız bizi bilmez yapamazsınız.’ der onay vermezdim. Şimdi o evlat hırsızını iyice tanımam gerekecek.”

“Sana diyecek kelime kalmadı lügatimde. Hem kız Amerikalı olsa Özgür seni dinleyecek miydi sanki. Evlat hırsızı da ne demek?”

“Görmüyor musun? Oğluşumu elimden alacak Mustafa Bey.”

Karısının bu haline kahkahalarla gülmeye başladı.

“Aynısını zamanında sen de birine yapmıştın sanki?”

Öfkeyle yerinden fırlayarak cevap verdi kocasına.

“Senin annen cadıydı bir kere! Toprağı bol olsun az çektirmedi bana, neler çektiğimi bir ben bir Allah bilir. Ah canım anam dediydi bana, ‘Kızım alma bu adamı annecidir bu.’ diye ama işte ben dinlemedim. Ah anacığım ah nurlarda yat nurlarda. Ama işte gönül bu Mustafa Bey, aka da konuyor sana da!”

Mustafa karısının bu hallerine gülmekten konuşmakta zorlanıyordu.

“Tabii karıcığım haklısın da sen anneleri karıştırdın galiba! Benim annem biz evlendikten bir iki ay sonra hakkın rahmetine kavuşmuştu. Sana cadılık yapan kendi annendi.”

Aradan bir hafta geçmiş, tanışma günü gelip çatmıştı. Tüm hazırlıklar tamamdı. Melahat kafasına bir yazma bağlamış acı acı inliyordu.

“Mustafa ara söyle gelmesinler benim migrenim tuttu yine.”

“Allah aşkına saçmalama Melahat, senin migrenin yok ki! Çıkar şu başındakini artık.”

Tam o sırada çalan kapıyla yerinden fırladı Melahat, hızla başındaki yazmayı çıkarıp koltuğun minderinin arasına sokuşturdu. Misafirleri karşılamak için kocasının yanındaki yerini aldı. Aradan birkaç saat geçmiş, Melahat iğneli cümleler kurmuş, zavallı Mustafa da yastık görevi görmüştü. Özgür sevgilisinin elini tutarak ayağa kalktı.

“Annem ve canım babam. Biz Ayça’yla evlendik.”

Melahat’ın ağzı geçirdi şokla açılırken ayağa fırladı.

“Ne yaptın? Ne!” demesiyle bayılması bir oldu.

Mustafa bir oğluyla gelinine bir de yere düşüp bayılan karısına bakıp gülmeye başladı.

“Oğlum ben sana pat diye söyleme, önce bir alıştıralım dememiş miydim.”

Hem gülüyor hem de karısını ayıltmaya çalışıyordu.

Not: yazı çizi atölyesi öykülerinden.

Yorumlar beslemesi .

yazı çizi  
Facebook Twitter More...